Ad

su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Su Haritası Alarm Veriyor: Yeraltı Suyu Tükeniyor


YERALTI SULARI TÜKENİYOR: GELECEĞİN SESSİZ KRİZİNE HAZIR MIYIZ?

Sevgili dostlar,

Bir bardak suya ulaşmanın ne kadar kolay olduğunu düşünebiliriz. Ancak dünyada milyarlarca insan için bu sıradan bir eylem değil, aksine bir hayatta kalma mücadelesi. Su, dünyanın her köşesinde eşit dağıtılmış bir kaynak değil. Ve ne yazık ki, artık sadece yüzey sularından değil, yeraltı sularından da umudumuz azalıyor.

Yeraltı Suyu Nerelerde Bitiyor?

Dünya Kaynak Enstitüsü’nün 2019 verileriyle hazırladığı analiz, pek çok ülkenin yeraltı suyu kıtlığı yaşadığını açıkça ortaya koyuyor. Katar, İsrail, Lübnan ve İran başta olmak üzere birçok bölgede yeraltı suyu çekimleri, yenilenebilir kaynakların ötesine geçmiş durumda. Kısacası, insanlar doğanın sunduğu kadar suyu değil, daha fazlasını çekiyor. Bu ise hem toprak altındaki dengenin bozulmasına hem de su krizlerinin kalıcı hale gelmesine neden oluyor.

Küresel Düzeyde Korkutan Eğilim

Artan sanayi üretimi, kontrolsüz tarım sulamaları, çarpık kentleşme ve nüfus yoğunluğu yeraltı suyu üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde su kaynaklarının kötü yönetimi bu sorunu daha da derinleştiriyor. National Geographic, ESRI ve Utrecht Üniversitesi tarafından hazırlanan Dünya Su Haritası bu gerçeği yüzümüze vuruyor: 40 yıllık veri analizine göre dünya genelinde 22 sıcak nokta, su talebinin yenilenebilir su arzını aştığı bölgeler olarak belirlenmiş durumda.

Kaliforniya'dan Nil Nehri’ne, Türkiye’den Afrika’ya: Dünyada ve Ülkemizde Durum Ne?

Dünya Su Haritası’na göre birçok kritik bölge ciddi yeraltı suyu kıtlığı ile karşı karşıya. Meksika'dan Mısır'a, Pakistan'dan Endonezya'ya dek pek çok ülkede tarımın ve şehirleşmenin yoğun olduğu alanlar su kriziyle mücadele ediyor. Fakat Türkiye'nin durumu da hiç iç açıcı değil. Haritada Türkiye, yeraltı suyu kıtlığı açısından “yüksek” risk kategorisinde yer alıyor. Özellikle Konya Ovası, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerimizde yeraltı suları hızla azalıyor.

Türkiye'de tarımsal sulamanın önemli bölümü hâlâ yeraltı sularından sağlanıyor ve çoğunlukla geleneksel sulama yöntemleriyle gerçekleştiriliyor. Bu durum, yenilenebilir kaynaklardan daha fazla su çekmemize yol açıyor. Aynı zamanda artan nüfus, şehirleşme ve iklim değişikliğinin etkileriyle beraber Türkiye'deki yeraltı suyu rezervleri her geçen gün biraz daha azalıyor. Gelecekte ülkemizde su krizi yaşamamak adına, acilen yeraltı su kaynaklarımızı daha bilinçli yönetmeli ve sürdürülebilir yöntemlere geçiş yapmalıyız.

Su Kıtlığı Savaşları Mı Getirecek?

Uzmanlar suyun önümüzdeki yıllarda çatışma nedenlerinden biri olabileceğini söylüyor. Çünkü su, sadece tarımsal üretimin değil, sağlığın, eğitimin ve kalkınmanın temel yapı taşı. Suya ulaşamayan topluluklar göç etmek zorunda kalıyor, şehirler plansız büyüyor ve sosyal dengeler sarsılıyor.

Yeraltı Suyunu Nasıl Koruruz?

• Sulama sistemlerinde damla ve basınçlı sistemler tercih edilmeli
• Yeraltı suyu çekimi kontrol altında tutulmalı ve bölgesel planlamalar yapılmalı
• Şehirlerde yağmur suyu hasadı teşvik edilmeli
• Tarımsal üretimde iklim dostu yöntemler benimsenmeli
• Toplumlarda su okuryazarlığı artırılmalı

Sonuç: Suyu Yönetmeden Geleceği Yönetemeyiz

Sevgili dostlar, yeraltı suyunun çekilmesi sadece bir çevre sorunu değildir; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve politik bir risktir. Tüm göstergeler, biz yönetemezsek doğanın artık kendini savunamayacağını söylüyor. Suyun değerini musluklar kuruyunca değil, kaynaklar tükenmeden önce anlamalıyız. Çünkü yeraltı suları, gözümüzün görmediği ama hayatımızı taşıyan en büyük hazine olabilir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yaşadığınız bölgede yeraltı su kaynakları hakkında bilgi sahibi misiniz? Farkındalığımızı birlikte artırmak dileğiyle.

Sevgiyle kalın,

Süleyman ÇETİN
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı




Yeşil Yakalılar: Geleceğin En Çok Kazandıran Meslekleri

Sevgili dostlar,

Son yıllarda iş dünyasında büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Artık sadece ofis çalışanları ve sahada görev yapan işçiler değil, gezegenin geleceğini doğrudan şekillendiren bir meslek grubu var: Yeşil Yaka Çalışanları. Çevre odaklı işler, yalnızca bir kariyer seçimi olmaktan çıkıp, iklim değişikliğiyle mücadelede, enerji dönüşümünde ve sürdürülebilir yaşamı teşvik etmede kilit roller üstlenmeye başladı. Üstelik bu meslekler artık yalnızca çevrecilerin değil, teknoloji uzmanlarının, mühendislerin, finansçılarının ve girişimcilerin de yer aldığı büyük bir ekosisteme dönüştü.

Peki, yeşil yaka meslekler tam olarak neler yapıyor? İş dünyasına nasıl bir fark katıyorlar? Şimdi bu soruların cevaplarına birlikte bakalım.

Rüzgâr Türbini Uzmanı Ne İş Yapar?
Rüzgâr enerjisi sektöründe çalışan bu uzmanlar, rüzgâr türbinlerinin kurulumunu, bakımını ve onarımını gerçekleştirir. Rüzgâr çiftliklerinin verimli çalışmasını sağlamak için mekanik, elektrik ve yazılım sistemlerini takip ederler. Ayrıca, türbin performans analizleri, enerji üretim tahminleri ve saha güvenliği yönetimi gibi süreçleri de yürütürler.

Güneş Enerjisi Mühendisi Ne İş Yapar?
Güneş enerjisi mühendisleri, güneş panelleri ve fotovoltaik sistemlerin tasarımını, kurulumunu ve bakımını üstlenir. Çatı ve arazi tipi güneş santrallerinin verimli çalışmasını sağlamak için elektrik, mekanik ve yazılım çözümleri geliştirirler. Ayrıca, güneş enerjisi santrallerinin şebekeye entegrasyonu, enerji depolama sistemleriyle uyumu ve verimlilik analizleri gibi süreçlerde de aktif rol oynarlar.

Elektrikli Araç Bakım Teknisyeni Ne İş Yapar?
Elektrikli ve hibrit araçların bakım ve onarımını yapan uzmanlardır. Batarya yönetim sistemleri, şarj altyapıları ve elektrik motorları üzerine çalışarak, araçların uzun ömürlü ve verimli şekilde kullanılmasını sağlarlar. Ayrıca, elektrikli araçlarda yazılım güncellemeleri ve güvenlik kontrolleri gibi teknik işlemleri de yürütürler.

Karbon Ayak İzi Danışmanı Ne İş Yapar?
Şirketler, kamu kurumları veya bireyler için karbon emisyonlarını hesaplar, analiz eder ve azaltma stratejileri geliştirirler. Yeşil ekonomi kapsamında karbon denkleştirme projeleri, sürdürülebilir enerji kullanım planları ve emisyon azaltım programları oluşturarak, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynarlar.

Sürdürülebilir Tarım Uzmanı Ne İş Yapar?
Sürdürülebilir tarım uzmanları, toprak sağlığı, su yönetimi, organik tarım ve biyolojik çeşitliliğin korunması konularında çalışır. Tarımsal üretimi ekosistemle uyumlu hale getirmek için doğal gübreler, zararlı böceklerle biyolojik mücadele ve su tasarrufu teknikleri geliştirirler.

Atık Yönetimi Mühendisi Ne İş Yapar?
Sanayi tesisleri, şehir yönetimleri ve özel şirketler için atık oluşumunu minimize eden sistemler tasarlar. Geri dönüşüm, kompostlama, enerji geri kazanımı gibi yöntemlerle atıkların ekonomiye kazandırılmasını sağlarlar. Ayrıca, tehlikeli atık yönetimi ve sıfır atık politikalarının uygulanmasını denetlerler.

Bu meslekleri incelediğimizde, yeşil yakalıların sadece çevreyi korumakla kalmayıp aynı zamanda ekonomik fırsatlar oluşturduğunu da görüyoruz. Artık yeşil işler, yalnızca bir çevreci hareketin parçası değil; teknolojiyle, finans dünyasıyla, sanayiyle iç içe geçmiş büyük bir sistemin anahtarı haline geldi.

Su ve Atıksu Yönetimi Uzmanı Ne İş Yapar?
Su kaynaklarının korunması ve etkin kullanımı için su arıtma, su tasarrufu ve su kalitesi yönetimi alanlarında çalışır. İçme suyu ve atıksu arıtma tesislerinde görev alarak, suyun sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla teknik çözümler üretirler.

Çevre Politikaları Danışmanı Ne İş Yapar?
Hükümetler, belediyeler, özel şirketler ve STK’lar için çevre mevzuatı, sürdürülebilirlik politikaları ve yeşil dönüşüm stratejileri geliştirir. Çevre dostu yatırımları teşvik eden düzenlemeler üzerinde çalışarak iklim politikalarının belirlenmesine katkı sağlarlar.

Yeşil Hidrojen Uzmanı Ne İş Yapar?
Yeşil hidrojen, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen temiz hidrojendir. Bu uzmanlar, hidrojen üretim teknolojileri, depolama ve taşımacılık süreçlerini optimize ederek temiz enerji dönüşümüne katkı sağlarlar.

Sonuç olarak, yeşil yaka mesleklerin popülerleşmesi sadece çevresel farkındalıkla ilgili değil. Bu meslekler aynı zamanda yeni ekonomik düzenin ve sanayi dönüşümünün merkezinde yer alıyor. Sürdürülebilir enerji, döngüsel ekonomi, karbon yönetimi gibi konular artık yalnızca birer ideal değil, rekabet avantajı sağlayan kritik sektörler haline geldi.

Bugün gelişmiş ülkeler yeşil dönüşüm için milyarlarca dolarlık yatırımlar yaparken, biz de Türkiye’de bu meslek gruplarına gereken önemi vermek zorundayız. Üniversiteler, meslek liseleri ve özel eğitim kurumları bu alanlarda daha fazla uzman yetiştirmeli; gençler yeşil yakalı kariyer fırsatlarını keşfetmeli.

Çünkü gelecekte, sadece çevreyi koruyan değil, aynı zamanda ekonomik olarak güçlü olanlar kazanacak.

Sevgilerle,
Süleyman Çetin  (Yeşil Yakalı) 

Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı 



Yeşil Dönüşümü ve Sürdürülebilirliği Anlamak: Karbon, Su ve Geleceğin Ekonomisi



 Sevgili dostlar,

Dünya hızla değişiyor ve artık ekonomik kalkınmanın yalnızca finansal büyümeyle değil, çevresel sürdürülebilirlikle de ölçüldüğü bir döneme girdik. Karbon emisyonları, su tüketimi, yaşam döngüsü analizleri ve sürdürülebilirlik raporlamaları, şirketlerin ve ülkelerin geleceğini doğrudan etkileyen unsurlar haline geldi. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – CBAM) gibi uygulamaları, ihracatçı ülkeler için artık karbon emisyonlarını yönetmeyi zorunlu kılıyor.

Bu yazıda, karbon ayak izi, su ayak izi, yaşam döngüsü analizi, sürdürülebilirlik raporlaması ve karbon kredisi projeleri gibi kavramları detaylarıyla ele alarak, şirketler ve bireyler için ne anlama geldiğini inceleyeceğiz.


Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – CBAM)

Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – CBAM), yüksek karbon salınımı yapan ürünlere ek maliyetler getiren bir düzenlemedir. 1 Ekim 2023’te yürürlüğe giren bu sistem, demir-çelik, çimento, alüminyum, elektrik, gübre ve hidrojen gibi sektörleri kapsıyor.

Neden Önemli?
SKDM’nin amacı, Avrupa pazarına giren ürünlerin karbon salınımını azaltarak, çevresel sürdürülebilirliği teşvik etmek ve yüksek emisyonlu üretim yapan ülkeleri dönüşüme zorlamaktır. Türkiye gibi AB ile yoğun ticaret yapan ülkeler için bu mekanizma büyük bir ekonomik dönüşüm ihtiyacını beraberinde getirmektedir.

Kimleri Etkiliyor?

  • Avrupa’ya ihracat yapan firmalar
  • Yüksek karbon salınımına sahip üretim yapan sanayi tesisleri
  • Sürdürülebilir üretim süreçlerini benimsemek zorunda olan şirketler

Ne Yapılmalı?

  • Karbon ayak izi hesaplamaları yapılmalı
  • Düşük karbonlu üretim modellerine geçilmeli
  • Enerji verimliliği artırılmalı ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmalı

Karbon Ayak İzi (KAİ) Nedir?

Karbon ayak izi, bir kişi, kuruluş veya ülkenin atmosfere saldığı toplam sera gazı miktarını ifade eder. CO₂ (karbondioksit) eşdeğeri ile ölçülür ve iki temel kategoriye ayrılır:

  1. Doğrudan Emisyonlar → Fosil yakıt tüketimi, sanayi faaliyetleri, ulaşım gibi kaynaklardan doğrudan salınan karbon
  2. Dolaylı Emisyonlar → Ürünlerin üretim süreçleri, elektrik tüketimi, satın alınan hizmetler gibi dolaylı kaynaklardan gelen karbon

Karbon Ayak İzi Nasıl Azaltılır?

  • Enerji verimliliği artırılmalı, yenilenebilir enerjiye geçilmeli
  • Ulaşımda elektrikli araçlar tercih edilmeli, toplu taşıma yaygınlaştırılmalı
  • Endüstride düşük karbonlu teknolojiler teşvik edilmeli
  • Ormanlık alanlar artırılmalı, karbon yutak alanları korunmalı

SKDM ile karbon ayak izinin önemi daha da arttı. Çünkü yüksek karbon salınımı yapan ürünler, uluslararası ticarette ek vergilere tabi tutuluyor.


Su Ayak İzi (SAİ) Nedir?

Tıpkı karbon ayak izi gibi, su ayak izi de bir bireyin, şirketin veya ülkenin tükettiği toplam su miktarını ölçer. Üç ana bileşeni vardır:

  1. Mavi Su Ayak İzi → Tatlı su kaynaklarından (nehirler, göller) doğrudan çekilen su
  2. Yeşil Su Ayak İzi → Tarımda yağmur suyu kullanımı
  3. Gri Su Ayak İzi → Kullanılan suyun kirlenmesi sonucu geri dönüşümü zor hale gelen miktar

Neden Önemli?

  • Küresel su kaynakları giderek azalıyor. Türkiye, su stresi yaşayan ülkelerden biri.
  • Tarımda kullanılan suyun %50’den fazlası yanlış sulama nedeniyle israf ediliyor.
  • Sanayi sektöründe su kullanımı giderek artıyor.

Nasıl Azaltılır?

  • Su tasarrufu sağlayan üretim teknikleri benimsenmeli
  • Tarımda damla sulama ve ileri sulama sistemleri kullanılmalı
  • Sanayi tesislerinde suyun geri dönüşümü sağlanmalı

Yaşam Döngüsü Analizi (LCA) Nedir?

Bir ürünün veya hizmetin üretimden tüketime kadar olan çevresel etkilerini analiz eden bir yöntemdir. LCA, ürünlerin karbon ayak izini, su ayak izini ve çevresel etkilerini ölçerek sürdürülebilir üretim süreçleri geliştirilmesine yardımcı olur.

Aşamaları:

  1. Hammadde çıkarımı → Üretimde kullanılan malzemelerin çevresel etkisi
  2. Üretim süreci → Fabrikalarda enerji tüketimi ve atık miktarı
  3. Dağıtım ve lojistik → Nakliye ve depolama süreçleri
  4. Tüketim ve kullanım → Ürünün kullanıldığı süre boyunca oluşturduğu atık ve enerji tüketimi
  5. Atık yönetimi → Geri dönüşüm veya bertaraf edilme süreci

Neden Önemli?

  • Şirketler, çevre dostu ürünler üretmek için LCA analizlerine ihtiyaç duyuyor.
  • AB ve SKDM gibi düzenlemeler, şirketlerden LCA verileri talep ediyor.
  • Tüketiciler, çevresel etkisi düşük ürünleri tercih etmeye başladı.

Sürdürülebilirlik Raporlaması ve GRI (TSRS)

Sürdürülebilirlik raporlaması, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) performanslarını şeffaf bir şekilde paylaşmalarını sağlayan bir sistemdir. Küresel Raporlama Girişimi (GRI - Global Reporting Initiative), sürdürülebilirlik raporlaması için en yaygın kullanılan standartlardan biridir.

Neden Önemli?

  • Yatırımcılar ve tüketiciler, çevresel etkilerini azaltan şirketlere daha fazla yöneliyor.
  • Avrupa Birliği ve SKDM gibi düzenlemeler, şirketlerden sürdürülebilirlik verilerini talep ediyor.
  • Yeşil finansman imkanlarından yararlanmak için şirketlerin sürdürülebilirlik performanslarını açıklaması gerekiyor.

Karbon Kredisi Proje Geliştirme

Karbon kredisi, bir şirketin veya ülkenin belirli bir miktarda sera gazı emisyonunu dengelemesine olanak tanıyan bir finansal mekanizmadır.

Nasıl Çalışır?

  • Bir şirket karbon azaltıcı projelere yatırım yaparak karbon kredisi elde eder.
  • Bu krediler, uluslararası karbon piyasalarında satılabilir.
  • Orman koruma, yenilenebilir enerji projeleri, enerji verimliliği projeleri bu kapsama girer.

Neden Önemli?

  • Şirketler karbon nötr hale gelmek için karbon kredisi projelerine yöneliyor.
  • Yeşil yatırımlar için yeni finansman olanakları doğuyor.

Sonuç Olarak,

Yeşil dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk. SKDM, karbon ve su ayak izi, sürdürülebilirlik raporlaması gibi kavramlar, hem şirketler hem de bireyler için çevresel sorumlulukları yeniden tanımlıyor. İş dünyasında rekabet edebilmek ve geleceğe hazır olmak için bu kavramları anlamak ve uygulamak zorundayız.

Sevgiyle kalın,

Süleyman ÇETİN
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı

Türkiye Su Fakiri Ülke! Değil Ama…

Türkiye Su Fakiri Ülke! Değil Ama…

Sevgili dostlar,

Son yıllarda su krizi giderek daha fazla gündeme geliyor. Haberlerde, akademik çalışmalarda ve uzman görüşlerinde sıkça şu cümleyi duyuyoruz: “Türkiye su fakiri bir ülke!” Peki, gerçekten öyle mi?

Öncelikle, su fakiri teriminin ne anlama geldiğini iyi bilmek gerekiyor. Bir ülkenin su zengini, su stresi altında ya da su fakiri olup olmadığı kişi başına düşen yıllık yenilenebilir su miktarına göre belirleniyor. Bu ölçüme göre, kişi başına yıllık 1700 metreküpten fazla suyu olan ülkeler su zengini, 1000-1700 metreküp arasında suyu olanlar su stresi çeken, 1000 metreküpün altına düşenler ise su fakiri olarak tanımlanıyor. Türkiye’nin yıllık kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1300-1400 metreküp civarında. Yani, tam olarak su fakiri değiliz ama su stresi yaşayan bir ülkeyiz.

Buraya kadar her şey net. Peki, asıl problem nerede?

Sorun Su Miktarında mı, Yönetiminde mi?

Türkiye, su kaynakları açısından fakir bir ülke değil ama su yönetimi açısından büyük sıkıntılar yaşıyor. Mevcut su kaynaklarımızı verimli kullanamıyoruz. Özellikle tarımsal sulamada hala vahşi sulama yöntemleri yaygın. Tarımda kullanılan suyun büyük bir kısmı, yanlış sulama teknikleri nedeniyle boşa harcanıyor. Şehirlerde ise altyapı eksiklikleri, su kayıpları ve geri dönüşüm sistemlerinin yetersizliği ciddi sorunlar yaratıyor.

Su fakiri bir ülke olmamamıza rağmen, kuraklık tehlikesi ve su krizleri kapımızda. Çünkü mevcut suyumuzu doğru yönetemediğimiz sürece, var olan kaynaklar hızla tükeniyor.

Sanal Su ve Su İsrafı

Birçok kişi su tasarrufunu sadece musluğu kapatmak olarak görüyor. Oysa su tüketimi bunun çok ötesinde. Sanal su kavramı burada devreye giriyor. Yani, bir ürünü tüketirken aslında onun üretimi için harcanan suyu da tüketiyoruz. Örneğin:

  • Bir hamburger üretmek için yaklaşık 2400 litre su kullanılıyor.
  • Bir tişört üretmek için 2700 litre su gerekiyor.
  • Bir kilo pamuk yetiştirmek için yaklaşık 10.000 litre su harcanıyor.

Yani, tarımsal üretimden sanayiye kadar her şeyde su tüketiyoruz. Ancak farkında olmadan harcadığımız bu su, en büyük israf kaynaklarından biri oluyor. Türkiye, su fakiri değil ama suyu bilinçsizce tüketen bir ülke.

Ne Yapmalıyız?

Sevgili dostlar, su yönetimi konusunda bireysel ve toplumsal olarak atabileceğimiz çok önemli adımlar var.

  • Tarımsal sulamada modern tekniklere geçilmeli. Damla sulama ve akıllı tarım uygulamaları yaygınlaşmalı.
  • Şehirlerde su altyapıları güçlendirilmeli. Kaynak kayıplarını önleyecek yatırımlar artırılmalı.
  • Geri dönüşüm sistemleri teşvik edilmeli. Kullanılmış suyun yeniden değerlendirilmesi sağlanmalı.
  • Sanal su tüketimi konusunda bilinç oluşturulmalı. Gıda ve tekstil tüketiminde daha sürdürülebilir seçimler yapılmalı.
  • Kamu ve özel sektör iş birliğiyle su yönetimi projeleri geliştirilmeli.

Su fakiri olmadan önce harekete geçmek zorundayız. Çünkü su fakiri olmak için beklemeye gerek yok, yanlış yönetimle kendi elimizle bu duruma düşebiliriz.

Gelin, bu sorumluluğu hep birlikte üstlenelim. Suyumuzu doğru kullanırsak, su krizine girmeden bilinçli bir şekilde geleceğimizi koruyabiliriz. Unutmayalım, Türkiye su fakiri değil ama suyu iyi yönetemezsek, bir gün gerçekten fakir olabiliriz.

Sevgiyle kalın,
Süleyman Çetin
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı



Türkiye’nin Yeni İstihdam Gücü: Yeşil Yaka Meslekleri

Yeşil Yaka: Yeni Nesil İstihdamın Yükselen Gücü

Sevgili Dostlar,

Uzun yıllardır iş dünyasında beyaz yaka ve mavi yaka kavramları üzerinden kariyer yolları şekillendi. Ancak artık bu geleneksel ayrımın yanına yeşil yaka ekleniyor ve iş dünyasının en gözde çalışanları arasına girmeyi başarıyor. Çevre ve sürdürülebilirlik temelli yeni nesil meslekler, sadece ekosistemi koruma amacı taşımıyor; aynı zamanda yüksek gelir ve istihdam güvencesi de sunuyor.

Günümüzde iklim değişikliğiyle mücadele, sıfır atık uygulamaları, karbon salınımını azaltma hedefleri, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir tarım gibi alanlara yapılan yatırımlar hızla artıyor. Türkiye’de yeşil ekonomiye ayrılan kaynak son üç yılda 150 kat büyüyerek 8 milyar doları aştı. Küresel ölçekte ise bu rakam 2 trilyon doları buldu. Bu durum, sadece çevre için değil, iş dünyası için de büyük bir dönüşüm anlamına geliyor. Önümüzdeki beş yıl içinde Türkiye’de yeşil yaka çalışanlarının sayısının 1 milyonu aşması bekleniyor!

Yeşil Yakaya Olan Talep Hızla Artıyor!

Türkiye’de yenilenebilir enerji, sürdürülebilir tarım, karbon yönetimi, atık ve su yönetimi gibi çevre dostu sektörlerde nitelikli iş gücü açığı hızla büyüyor. Büyük şirketler, açık pozisyonlarının %40’ının yeşil ekonomi ile ilgili olduğunu belirtirken, bu alanda yeterli uzman bulunmaması nedeniyle maaşlar hızla yükseliyor.

Elektrikli araç sektöründe faaliyet gösteren bir şirket yetkilisi durumu şöyle özetliyor:
“Elektrikli araç teknisyenlerimiz 90 bin TL maaş alıyor. Beş yıl önce böyle bir pozisyon gündemde bile değilken, bugün en çok aranan mesleklerden biri haline geldi.”

Benzer şekilde rüzgâr enerjisi sektöründe çalışan bir yetkili de “Türkiye’de rüzgâr türbini bakım uzmanı bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Maaşlar hızla yükseliyor ve yetişmiş elemanları elimizde tutmak için büyük çaba harcıyoruz” diyerek bu alanın önemine dikkat çekiyor.

Bu tablo, yeşil yaka çalışanlarının iş dünyasının en çok kazananları arasına girdiğini gösteriyor.

Yeşil Yaka Mesleklerinde Maaşlar Zirveye Çıkıyor!

  • Rüzgâr Türbini Uzmanı: 90.000 TL – 130.000 TL
  • Güneş Enerjisi Mühendisi: 75.000 TL – 150.000 TL
  • Elektrikli Araç Bakım Teknisyeni: 80.000 TL – 100.000 TL
  • Karbon Ayak İzi Danışmanı: 100.000 TL – 500.000 TL
  • Sürdürülebilir Tarım Uzmanı: 60.000 TL – 85.000 TL
  • Atık Yönetimi Mühendisi: 75.000 TL – 110.000 TL
  • Su ve Atıksu Yönetimi Uzmanı: 85.000 TL – 100.000 TL
  • Çevre Politikaları Danışmanı: 90.000 TL – 400.000 TL
  • Sıfır Atık Proje Yöneticisi: 90.000 TL – 120.000 TL
  • Yeşil Finans Uzmanı: 80.000 TL – 140.000 TL
  • Biyoenerji Mühendisi: 90.000 TL – 130.000 TL
  • İklim Değişikliği Risk Analisti: 95.000 TL – 160.000 TL
  • Sürdürülebilir Lojistik Uzmanı: 80.000 TL – 110.000 TL
  • Toprak Sağlığı ve Biyoçeşitlilik Uzmanı: 95.000 TL – 100.000 TL
  • Dikey Tarım Mühendisi: 80.000 TL – 180.000 TL
  • Enerji Depolama Sistemleri Mühendisi: 90.000 TL – 180.000 TL
  • Yeşil Hidrojen Uzmanı: 100.000 TL – 200.000 TL

Bu maaş skalaları, yeşil ekonominin geleceğin en kazançlı sektörlerinden biri haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor.

Yatırımlar Büyüyor, Fırsatlar Artıyor

  • Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımları 2023’te %85 artarak 10 GW’lık yeni kapasite devreye alındı.
  • Elektrikli araç şarj istasyonu sayısı son bir yılda %400 artışla 10.000’i geçti.
  • Sürdürülebilir tarım teknolojileri için özel teşvik paketleri açıklandı, bu alandaki istihdam %70 arttı.
  • AB’nin 2030 Yeşil Mutabakatı kapsamında Türk şirketleri için yıllık 50 milyar dolarlık yeşil ihracat fırsatı doğdu.

Üniversiteler ve Meslek Liseleri Bu Değişime Uyum Sağlıyor

Yeşil yaka mesleklerindeki uzman açığı, eğitim sistemini de dönüştürmeye başladı.

  • İTÜ ve ODTÜ gibi üniversiteler, 2024 itibarıyla "Yeşil Teknolojiler" bölümlerini açtı.
  • Meslek liselerinde "yenilenebilir enerji teknisyenliği" eğitimi verilmeye başlandı.
  • Online eğitim platformlarında "yeşil ekonomi" ve "karbon muhasebesi" gibi konulara olan talep %300 arttı.

Yeşil Yakalı Meslekler Bize Ne Anlatıyor?

Sevgili dostlar, iş dünyasında yeşil yaka meslekleri artık alternatif değil, ana akım kariyer yollarından biri haline gelmiş durumda. Çevre odaklı bu meslekler, sadece ekolojik fayda sağlamıyor, aynı zamanda yüksek maaş ve iş güvencesi de sunuyor.

Özellikle gençler için yenilenebilir enerji, sürdürülebilir tarım, karbon yönetimi ve çevre mühendisliği gibi alanlarda uzmanlaşmak büyük fırsatlar sunuyor. Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek bu meslekler, hem doğayı koruyan hem de ekonomik büyümeye katkı sağlayan bir gelecek inşa ediyor.

Eğer kariyer yolunuzu şekillendirirken geleceğin meslekleri arasında yer almak istiyorsanız, yeşil ekonomi ve sürdürülebilirlik alanlarına yönelmenin tam zamanı!

Sevgiyle kalın,

Süleyman ÇETİN
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı



Gizli Su Kullanımı: Sanal Su Nedir?

Sevgili Dostlar,

Günlük hayatta su tüketimini düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen şey, içme suyu ya da duşta, çamaşır yıkarken veya yemek yaparken kullandığımız sudur. Ancak aslında farkında olmadan çok daha fazla su tüketiyoruz. İşte burada devreye sanal su kavramı giriyor.

Sanal su nedir?

Sanal su, herhangi bir ürünün üretilmesi için kullanılan ancak gözle doğrudan göremediğimiz sudur. Yani, bir bardak çayı içerken sadece içindeki suyu değil, o çayın yetişmesi, işlenmesi ve soframıza gelmesi için harcanan suyu da tüketiyoruz. Aynı şekilde, bir hamburger yemek, bir tişört satın almak ya da bir çift ayakkabı almak bile binlerce litre suyun dolaylı olarak harcanmasına neden oluyor.

Bir hamburger kaç litre su?

Belki şaşıracaksınız ama bir hamburgerin üretimi için yaklaşık 2400 litre su harcanıyor! Evet, yanlış okumadınız. İçindeki ekmek, et, marul, domates ve diğer bileşenlerin her biri yetiştirilirken, işlenirken ve taşınırken ciddi miktarda su tüketiliyor. Bir tişört için ortalama 2700 litre, bir çift deri ayakkabı için ise 8000 litre su harcanıyor.

Neden Önemli?

Dünya genelinde su kaynakları giderek azalıyor ve su kıtlığı, gelecekte insanlığın karşılaşacağı en büyük krizlerden biri olarak görülüyor. Özellikle iklim değişikliği ve artan nüfus, su kullanımını daha kritik hale getiriyor. Türkiye gibi su stresi yaşayan ülkelerde sanal suyu doğru yönetmek, gelecekte su krizlerini önlemenin anahtarı olabilir.


Bir ülkenin sanal su dengesi, ithal ve ihraç ettiği ürünlerle doğrudan ilgilidir. Türkiye, su yoğun tarım ürünleri ihraç ettiğinde aslında kendi su kaynaklarını da ihraç etmiş oluyor. Örneğin, bir kilogram pamuk üretimi için 10 bin litre su kullanılıyor. Eğer bu pamuğu ihraç ediyorsak, suyumuzu da ihraç etmiş oluyoruz.


Bireysel Olarak Ne Yapabiliriz?

Sanal su tüketimini azaltmak için birkaç basit ama etkili adım atabiliriz:


  • Daha bilinçli tüketim: İhtiyacımız olmayan giysileri almaktan kaçınarak su tüketimini azaltabiliriz.
  • Yerel ve mevsiminde beslenmek: Mevsiminde üretilen yerel gıdalar, daha az su tüketimi gerektirir.
  • Daha az et tüketmek: Kırmızı et, sanal su tüketiminin en yüksek olduğu besinlerden biridir.
  • Geri dönüşümü desteklemek: Geri dönüştürülen malzemeler, yeni üretime göre çok daha az su harcar.

Sevgili dostlar, su tüketimi sadece elimizdeki musluğu kapatmakla sınırlı değil. Tükettiğimiz her ürünün arkasındaki gizli su tüketimini de farkında olmamız gerekiyor. Su, en kıymetli doğal kaynağımız ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için onu bilinçli kullanmak zorundayız. Unutmayalım, her tercihimiz su tüketimini doğrudan etkiliyor.


Sevgiyle kalın,

Yazar, Çizer, Kalemi Keskin

Çevre Yüksek Mühendisi Süleyman Çetin



Marmara’da Müsilaj - Deniz Salyası Planı Tamam, Fakat 1 Madde Unutuldu

 Sevgili Dostlar,

Marmara, yüzyıllardır Türkiye'nin kalbi konumunda olmuştur. Ancak ne yazık ki, bölgedeki endişe verici bir sorun da sessizce devam ediyor: Deniz salyası, deniz müsilajı ya da deniz sümüğü sorunu. Yakın zamanlarda hazırlanan 22 maddelik eylem planını özetleyen Prof. Dr. Mustafa Sarı, planın hedeflerinin büyük çoğunluğunun %100 başarıyla yerine getirildiğini belirtti. Fakat tek bir eksiklik var; planın beşinci maddesi. Bu madde, Marmara çevresindeki tüm atık arıtma tesislerinin “ileri biyolojik arıtma tesisleri” haline dönüştürülmesini öngörüyordu. Ne var ki, bu dönüşüm gerçekleşmedi. Sonuç olarak, Marmara’nın 40 yıldır atık çamuruyla kirlenmesini sona erdirecek etkili bir adım atılamadı.


Atıksu arıtma tesisinde yönetici olarak çalışmış yüksek çevre mühendisi olarak, böylesine hayati bir çevre sorununun çözümünde tüm sistemin yeniden yapılandırılmasının ne denli önemli olduğunu belirtmek isterim. Atık arıtma tesislerinin modernizasyonu, sadece su kalitesini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda deniz ve kıyı ekosistemlerimizi koruyacak. Marmara’da yıllardır süregelen atık çamuru problemi, deniz canlıları, balıkçılık ve hatta turizm gibi sektörlerde ciddi sıkıntılara yol açıyor. Sorunun temelinde ise, planın tek eksik halkası olan beşinci madde yer alıyor. Arıtma tesisi eksikliği.


Günümüze kadar birçok alanda önemli adımlar atılmış olsa da, bu kritik dönüşüm gerçekleştirilemediği için kirlilik temel mesele olarak varlığını sürdürüyor. Yerel yönetimler, çevre kurumları ve ilgili paydaşların daha etkin ve koordineli çalışması gerekiyor. Çünkü bizler, Marmara’nın temiz ve sağlıklı bir gelecek için yeniden doğuşuna şahit olmak istiyoruz. Unutmayalım ki, bu bölge sadece ekonomik açıdan değil, ekolojik ve toplumsal açıdan da Türkiye’nin geleceğini belirleyen önemli bir unsur.


Sevgili dostlar, Marmara’nın sessiz çığlığına kulak verelim. Atık arıtma tesislerinin ileri biyolojik arıtma tesislerine dönüştürülmesi, Marmara’nın temizlenmesi ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakılması için elzem. Bu konuda ortak bir bilinçle, kararlı adımlar atmak hepimizin sorumluluğudur. Gelin, Marmara’ya hak ettiği değeri verelim ve kirliliğin zincirini kırarak temiz bir gelecek inşa edelim.

Süleyman Çetin
Yazar - Çizer - Gezer
Çevre Yüksek Mühendisi



İklim Krizi Sadece Çevre Sorunu mu?

İklim krizi evet büyük bir çevre sorunu olmakla birlikte çevre sorunlarına bağlı birçok sorunu da ortaya çıkarmaktadır. Su ve atıksu sorunu tarım ve hayvancılığı tetiklemekte, çevresel kirlilik ise sağlık sorunları oluşturmaktadır. 

•   Enerji

•   Ekonomi

•   Yönetişim

•   Güvenlik

•   Sağlık

•   Barınma

•   İstihdam

•   Hammadde

•   Üretim & Sanayi

•   Ticaret

•   Ulaşım

•   Tarım & Gıda

•   Su kaynakları

•   Altyapı

•   Şehirler

•   Kalkınma & Sosyal refah

•   İnsan hakları

•   Çatışma

•   Göç

•   Eğitim

•   Cinsiyet eşitliği

•   Gençlik

                            Sizin düşünceleriniz nedir? Yorumlarda yazabilir misiniz?


Mavi Ekonomi ve Mavi Büyüme Nedir ve Hangi Sektörleri İlgilendirir?

• Mavi ekonomi kavramı yeşil büyüme kavramından daha yeni duyulmaya başlayan bir kavram olduğundan farklı farklı tanımlamalar yapılmıştır. 

• Dünya Bankası'na göre mavi ekonomi, "okyanus ekosisteminin sağlığını korurken ekonomik büyüme olup sulara bağlı geçim kaynakları ve gelişmiş endüstriler için okyanus kaynaklarının sürdürülebilir kullanımıdır." 

• Avrupa Komisyonu da bunu "Okyanuslar, denizler ve kıyılarla ilgili tüm ekonomik faaliyetler" olarak daha geniş çerçevede tanımlamaktadır.

• Milletler Topluluğu ise "okyanusumuzun veya 'mavi' kaynaklarımızın daha iyi yönetilmesini teşvik eden yeni ortaya çıkan bir kavram" olarak değerlendiriyor. 

• İklim Okulu Uzmanları "mavi ekonomi tanımına, karbon depolama, kıyıların korunması, kültürel değerler ve biyolojik çeşitlilik gibi pazarlanamayan ekonomik faydaları da içerdiğini" ekliyor. 

• Mavi Ekonomi Merkezi de "artık dünya çapında yaygın olarak kullanılan bir terimdir ancak birbiriyle ilişkili farklı üç anlamı vardır - okyanusların ekonomilere genel katkısı, okyanusların çevresel ve ekolojik sürdürülebilirliğini ele alma ihtiyacı ve okyanus ekonomisini hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için bir büyüme fırsatı olarak görüyoruz." şeklinde söylüyor.

• Birleşmiş Milletler (UN) son zamanlarda Mavi Ekonomiyi "okyanus kaynaklarının kullanımının sürdürülebilir olup olmadığını belirleyen bir dizi ekonomik sektör ve ilgili politikaları içeren bir ekonomi" olarak tanımladı. Yani sürdürülebilir balıkçılıktan ekosistem sağlığına ve kirliliği önlemeye kadar uzanan sürdürülebilirlik. Yine mavi ekonomi, okyanus kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminin, çeşitli ortaklıklar aracılığıyla sınırlar ve sektörler arasında ve şimdiye kadar görülmemiş bir ölçekte işbirliği gerektireceğini fark etmemize zorluyor. Bu durum, özellikle önemli sınırlamalarla karşılaşan Gelişmekte Olan Küçük Ada Devletleri ( kısa adı SIDS) ve En Az Gelişmiş Ülkeler ( kısa adı LDC) için zor bir görev oluyor. 

Ayrıca BM, Mavi Ekonominin Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından 14 "Sudaki Yaşam" amacına ulaşmada yardımcı olacağını belirtiyor.

• Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF), Sürdürülebilir MAVİ EKONOMİ İlkeleri Raporu'na bu terime verilen anlamla başlıyor: "Bazıları için mavi ekonomi, denizin ve su kaynaklarının sürdürülebilir ekonomik kalkınmada sürdürülebilir olsun ya da olmasın, denizcilik sektöründeki herhangi bir ekonomik faaliyet için kullanılması anlamına gelir."

WWF'nin raporunda ortaya koyduğu gibi, mavi ekonomi kavramının bir kavram ve politika oluşturma ve yatırım hedefi olarak üst düzeyde benimsenmesine rağmen, hala yaygın olarak kabul gören bir tanımı yoktur. 

En basit haliyle;

Mavi ekonomi, enerji, denizcilik, balıkçılık, su ürünleri yetiştiriciliği, madencilik ve turizm gibi okyanus ve kıyı kaynaklarının ekonomik kullanım aralığını ifade eder. Ayrıca karbon depolama, kıyıların korunması, kültürel değerler ve biyolojik çeşitlilik gibi pazarlanamayan ekonomik faydaları da içerir.

Mavi ekonomiye bağlı Mavi Büyüme potansiyelini sınırlayan üç  büyük sorun vardır;

  • Okyanus, deniz gibi su kaynaklarını hızla bozan mevcut endüstriyel eğilimler,
  • Yenilikçi mavi ekonomi sektörlerinde istihdam ve kalkınma için insan sermayesine yatırım eksikliği,
  • Deniz kaynakları ve okyanusların ekosistemin devamı için yetersiz bakımı.

Mavi Ekonomi ile Mavi Büyüme'nin Gelecekteki Potansiyeli

Mavi büyüme, balıkçılık, turizm ve deniz taşımacılığı gibi geleneksel okyanus faaliyetlerinin yanı sıra, sularda yenilenebilir enerji, su ürünleri yetiştiriciliği, deniz dibi çıkarma faaliyetleri, deniz biyoteknolojisi ve biyolojik arama dahil olmak üzere gelişmekte olan endüstrileri gerektirmektedir. Mavi ekonomi, piyasa tarafından ele geçirilmeyen ancak ekonomik ve insan faaliyetlerine önemli katkı sağlayan okyanus ekosistem hizmetlerini de benimsemeye çalışır. Bunlar karbon tutma, kıyı koruma, atık bertarafı ve biyolojik çeşitliliğin varlığını koruma alanlarıdır.  

2015 yılı WWF brifinginde, önemli okyanus varlıklarının değerinin 24 trilyon ABD dolarının üzerine çıktığı belirtiliyor. Balıkçılık artık aşırı kullanılıyor, ancak su ürünleri yetiştiriciliği ve açık deniz rüzgar enerjisi için hala çok yer var. Su ürünleri yetiştiriciliği, balığın yüzde 58'ini küresel pazarlara sağlayan en hızlı büyüyen gıda sektörüdür. Sadece Avrupa Birliği'nde mavi ekonomi ile 2014'te 3.362.510 kişi istihdam edildi. Bu nedenlerle potansiyeli yüksek olup su ürünleri yetiştiriciliği, özellikle en yoksul ülkelerin gıda güvenliği için hayati önem taşımaktadır. 

Mavi Büyüme'de İlgili Sektörler

  • Su ürünleri yetiştiriciliği (balık çiftlikleri, aynı zamanda alg yetiştiriciliği )
  • Deniz biyoteknolojisi
  • biyolojik araştırma
  • Balık tutma
  • tuzdan arındırma
  • Deniz taşımacılığı
  • Kıyı, okyanus ve deniz turizmi (Mavi Turizm) 
  • Mineral Kaynakları
  • Açık denizde petrol ve gaz endüstrisi
  • Deniz üstü rüzgar enerjisi (ayrıca gelgit ve dalga enejileri )
  • Gemi İnşası ve Gemi Onarımı 
  • karbon tutma
  • kıyı koruma
  • Atık bertarafı
  • Biyoçeşitliliğin varlığı
  • okyanus gelişimi

Mavi Ekonomi ve Mavi Büyüme


İklim Okulunda Neler Konuşulacak?

İklim Okulu;

Döngüsel Ekonomi, 

Sıfır Atık, 

Yeşil Binalar, 

European Green Deal dediğimiz Avrupa Yeşil Mutabakatı, 

Greenwashing Dediğimiz Yeşil Aklama veya Yeşile Boyama, 

Enerji Verimliliği, 

Jeotermal Enerji Santrali (JES), 

Rüzgar Enerji Santrali (RES), 

Güneş Enerji Santrali (GES),

Hidroelektrik Santrali (HES),

Biyogaz Tesisi,

Mavi Ekonomi, Mavi Büyüme ve Mavi Girişimcilik (Deniz ve Okyanuslar)

Su ve Atık su,

COP21 Paris İklim Anlaşması,

Sürdürülebilirlik,

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları,

SECAP Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı,

Net Karbon Sıfır,

Karbon Piyasası,

Çevre Hakkı,

İklim Finansmanı,

Karbon kredisi,

Karbon Ticareti,

Karbon Marketi,

İklim Değişikliği Savunuculuğu, (Climate Change Warrior),

İklim Göçü,

İklim Krizi ve İklim Adaleti

İklim Adaptasyonu,

İklim Politikaları,

İklim Değişikliği Uzmanlığı,

İklim Hukuku,

İklim Değişikliği Farkındalığı ve Bilinci,

Kuraklık ve Çölleşme,

Yeşil Büyüme, Yeşil Ekonomi ve Yeşil Girişimcilik

Arazi Tahribatı,

Erozyon,

Bluefluencer ve Greenfluencer,


Alanlarında makale, eğitim, webinar, podcast, rapor ve projelerin konuşulacağı bir platformdur.

 Ayrıca eğitim ve proje alanında;

  • Yerel Yönetimlere SECAP Hazırlama Teknik Desteği,  
  • İşletmelere Sürdürülebilirlik Eğitimleri, 
  • Kurumlara Enerji Verimliliği Fizibilitesinin Hazırlanması, 
  • Kurumsal Karbon Ayak izi ve Karbon Emisyon Hesaplanması,
  • Eğitim Kurumları için İklim Zirvelerine Hazırlık Eğitimleri, 
  • İklim, Çevre ve Enerji konulu Avrupa Birliği, UfukAvrupa, Erasmus+, Tubitak ve Yerel Proje Ortaklığı, 
  • Sertifikalı İklim Değişikliği Uzmanlığı (Onaylı), 
  • "Türkiye Çevre Haftası" Kapsamında Etkinlik Desteği,

İklim Okulu'nda verilmektedir.