Ad

sürdürülebilirlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sürdürülebilirlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İklim Okulu’nun Kurucusu Süleyman Çetin: "Geleceği Bilgiyle, Cesaretle İnşa Etmeliyiz"




İKLİM AJANSI DERGİSİ SÖYLEŞİSİ

Konuk: Süleyman ÇETİN – Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı, İklim Okulu Kurucusu
Röportaj: Fatma Yılmaz


Fatma Yılmaz:
Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım Süleyman Bey. Hem sizi hem de İklim Okulu’nu tanımak isteriz.

Süleyman Çetin:
Elbette memnuniyetle. Ben Süleyman Çetin, Çevre Yüksek Mühendisiyim ve aynı zamanda proje uzmanıyım. Uzun yıllardır çevre yönetimi, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği konularında hem teknik hem sosyal projeler geliştiriyorum. Bilimin toplumsal faydayla buluştuğu yerde olmayı önemsiyorum.

Bu anlayışla kurduğumuz İklim Okulu, iklim değişikliğiyle mücadeleyi merkezine alan yeşil bir tekno-sosyal girişim modelidir. Amacımız, bireylerin ve kurumların iklim krizine karşı bilgiyle, farkındalıkla ve çözüm odaklı düşünceyle donanmasını sağlamak.
Eğitimler, atölyeler, karbon ayak izi ölçümleri, doğa temelli etkinlikler ve farkındalık kampanyaları yürütüyoruz. Ayrıca Bilge Nesil Enstitüsü ve Yeşil Orman Okulu gibi kıymetli kurumların uzman desteğiyle daha da güçleniyoruz.

İklim Okulu, sadece farkındalık oluşturan bir platform değil; aynı zamanda eğiten, dönüştüren ve proje üreten bir yapıdır.


Fatma Yılmaz:
İklim Okulu’nu çok etkileyici anlattınız. Biraz daha detaylandırmak gerekirse, bu girişimin sunduğu hizmetler ve potansiyel iş birliklerinden de bahseder misiniz?

Süleyman Çetin:
Elbette. İklim Okulu’nu çok yönlü bir ekosistem olarak kurguladık. Yalnızca bireylerle değil; belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörle de iş birliği yaparak sürdürülebilirlik alanında projeler geliştiriyoruz.

Öne çıkan çalışma alanlarımızdan bazıları şunlar:
Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği Farkındalık Eğitimleri
SECAP (Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı) hazırlama ve danışmanlığı
Sıfır Atık ekibi kurulumu ve kurum içi eğitimleri
Karbon ayak izi ölçümü ve azaltım planları
Yenilenebilir enerji projeleri için stratejik iş birlikleri ve danışmanlık

Ayrıca şu anda kurulum sürecinde olduğumuz çok heyecan verici bir projemiz var: İklim Kütüphanesi. Bu kütüphane, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik alanında dijital ve basılı kaynakların derlendiği, öğrencilere, eğitimcilere, yerel yöneticilere ve araştırmacılara açık bir bilgi merkezi olacak.

Kısacası, İklim Okulu bir projeden çok daha fazlası: geleceği birlikte inşa etmeyi hedefleyen katılımcı bir dönüşüm hareketi.


Fatma Yılmaz:
İklim değişikliğine uyum süreci oldukça tartışılan bir konu. Bu süreci bize biraz aktarır mısınız? Genç bir girişimci olarak neler tavsiye edersiniz?

Süleyman Çetin:
İklim değişikliğine uyum süreci, değişen doğa koşullarına dirençli hale gelmemizi sağlayan bir dönüşüm sürecidir. Sadece doğal afetlere karşı hazırlıklı olmak değil; tarım, enerji, ulaşım, şehircilik gibi tüm alanlarda yeni bir anlayışı benimsemek anlamına gelir.

Bu noktada kavramlar çok önemli: iklim adaleti, dirençlilik, sürdürülebilir kalkınma, toplumsal farkındalık... Bilimsel projeksiyonlar önümüzdeki yıllarda ciddi risklerle karşı karşıya kalabileceğimizi gösteriyor. Ama bu bizi korkutmamalı.
Ben genç girişimcilere hep şunu söylüyorum: Doğayla barışık işler kurun. Teknoloji üretin ama bunu toplumsal faydayla bütünleştirin. Bir ağacı yaşatmak, bir su kaynağını korumak veya bir mahalleyi bilinçlendirmek bazen milyon dolarlık projelerden daha değerlidir. Küçük ama etkili adımlarla başlayın; farkı siz yaratın.


Fatma Yılmaz:
Çevre Yüksek Mühendisi ve aynı zamanda bir platformun kurucusu olarak neler yapıyorsunuz? Mesleğinizin öneminden de biraz bahseder misiniz?

Süleyman Çetin:
Çevre mühendisliği, insan ile doğa arasındaki hassas dengeyi kuran çok özel ve çok değerli bir meslektir. Biz sadece atık su arıtma projeleri yapan teknik uzmanlar değiliz; aynı zamanda toplumsal bilinç ve dönüşümün taşıyıcılarıyız.

İklim Okulu üzerinden yürüttüğümüz çalışmalarla, bu mesleğin sahadaki ve toplumsal hayattaki etkisini büyütüyoruz. Kurumlara sürdürülebilirlik rehberliği sunuyor, gençlerle ve çocuklarla çevre eğitimleri yapıyor, şehir planlamalarına çevre boyutu kazandırıyoruz.
Ben çevre mühendisliğini sadece bir meslek değil, hayatın ta kendisi olarak görüyorum. Çünkü doğa varsa yaşam vardır. Bizim işimiz, o yaşamın sağlıklı devam etmesini sağlamak.


Fatma Yılmaz:
İlkbahar geldi. Bu mevsimde yeni mezun çevre mühendislerine özel önerileriniz olur mu?

Süleyman Çetin:
İlkbahar doğanın yeniden doğduğu, umutların yeşerdiği bir mevsim. Yeni mezun çevre mühendisleri için de taze başlangıçlar demektir.
Ben özellikle toprağa dokunmalarını, doğayla birebir temas kurmalarını öneririm. Çünkü bu meslek sadece formüllerden ve yönetmeliklerden ibaret değildir; doğayı gerçekten tanımak, hissetmek gerekir.

Toprak sabırlıdır, dönüşür. Tıpkı çömlek gibi... Yoğruldukça şekil alır. Siz de mesleki yolculuğunuzda zamanla kendi şeklinizi bulacaksınız. O yüzden sabırlı olun ama üretmekten, katkı sunmaktan asla vazgeçmeyin.
Ayrıca çevre sağlığı, insan sağlığının temelidir. Bu anlayışla hareket ettiğinizde yaptığınız her iş çok daha anlamlı hale gelecektir.


Fatma Yılmaz:
Süleyman Bey bu değerli katkılarınız için çok teşekkür ederiz. Söyleşiyi bitirirken son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Süleyman Çetin:
Ben teşekkür ederim bu güzel davetiniz için. İklim değişikliği gibi büyük ve ortak bir meselede konuşmak, düşünmek, birlikte çözüm üretmek gerçekten çok kıymetli.

Son olarak şunu söylemek isterim:
Doğayı korumak bir tercih değil, bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluğu hep birlikte taşıyabiliriz. Bilgiyle, şefkatle ve cesaretle yürüdüğümüz sürece umudumuz her zaman var olacaktır.

Şirketiniz TSRS’ye Hazır mı? Zorunlu Sürdürülebilirlik Raporlaması Başladı

TÜRKİYE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK RAPORLAMA STANDARTLARI (TSRS) HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

Son yıllarda, küresel ekonomi sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm geçiriyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı, karbon nötr hedefleri ve yeşil finansman gibi kavramlar uluslararası ticaretin ve yatırım kararlarının merkezine yerleşti. Türkiye de bu sürecin dışında kalmamak için önemli adımlar atıyor. 04 Haziran 2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) belirlenmiş ve uluslararası standartlarla uyumlu hale getirilmiştir.

Bu standartların temel amacı, işletmelerin sürdürülebilirlik riskleri ve fırsatları hakkında şeffaf bilgi sağlamalarını zorunlu hale getirmektir. Bu sayede, şirketlerin sürdürülebilirlik politikaları, çevresel ve sosyal etkileri, karbon ayak izi ve iklim değişikliğiyle mücadele süreçleri raporlanabilir hale gelmektedir. TSRS, finansal raporlama ile entegre bir sürdürülebilirlik raporlama çerçevesi sunarak, yatırımcılar ve diğer paydaşlar için daha güvenilir ve karşılaştırılabilir bilgiler sağlamayı hedefler.

TSRS 1: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKLE İLGİLİ FİNANSAL BİLGİLERİN AÇIKLANMASI

TSRS 1, şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili risk ve fırsatlarını finansal karar alıcılar için açıklamalarını zorunlu kılar. İşletmenin gelecekteki nakit akışlarını, finansmana erişimini ve sermaye maliyetini etkileyebilecek sürdürülebilirlik riskleri detaylandırılır.

Bu kapsamda raporlamada şu konular öne çıkar:

Değer zinciri boyunca çevresel ve sosyal etkiler
Şirketin sürdürülebilirlik performansını nasıl yönettiği
Risklerin ve fırsatların işletmenin finansal yeterliliğini nasıl etkileyebileceği

Bu bilgiler, yatırımcıların risk yönetimi ve fırsat analizi yapmalarına katkı sunarken, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik kurumsal stratejilerin şeffaf bir şekilde ortaya konmasını sağlar.

TSRS 2: İKLİMLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum süreçleri, işletmelerin finansal yapısını doğrudan etkileyen faktörler arasındadır. TSRS 2, şirketlerin iklimle ilgili risklerini ve fırsatlarını açıklamalarını zorunlu hale getiren bir standarttır.

İşletmelerin raporlaması gereken başlıca konular:

İklimle ilgili fiziksel riskler (aşırı hava olayları, kuraklık, deniz seviyesinin yükselmesi vb.)
Karbon emisyonları ve azaltım stratejileri
Yeşil dönüşüm süreçleri ve sürdürülebilirlik yatırımları

Bu standart, şirketlerin karbon ayak izlerini şeffaf bir şekilde hesaplamalarını ve iklim politikalarını ortaya koymalarını sağlamaktadır. Bu durum, Avrupa Birliği’nin zorunlu kıldığı Karbon Sınır Mekanizması (CBAM) ile uyumluluğu da beraberinde getirecektir.

HANGİ ŞİRKETLER İÇİN ZORUNLU?

TSRS kapsamında raporlama yükümlülüğü, büyük işletmelerle başlamış olup, belirlenen eşik değerleri aşan firmalar için 01 Ocak 2024 itibarıyla zorunlu hale getirilmiştir.

Bu kapsamda raporlama yükümlülüğü şu aşamalarla uygulanacaktır:

İlk aşamada büyük ölçekli işletmeler (cari büyüklük kriterlerini aşan firmalar) raporlamaya tabi tutulacaktır.
Orta ölçekli işletmeler için geçiş süreci devam etmekte olup, ilerleyen yıllarda kapsam genişletilecektir.
Kapsam 3 emisyonları (tedarik zinciri emisyonları) için ilk iki yıl muafiyet tanınarak şirketlere uyum süreci sağlanmıştır.

Raporlama yükümlülüğüne dahil olan şirketler, uluslararası piyasalarda rekabet gücünü artırmak ve sürdürülebilirlik finansmanına erişim sağlamak açısından büyük bir avantaja sahip olacaktır.

TSRS DANIŞMANLIĞI: İKLİM OKULU YANINIZDA!

Sürdürülebilirlik raporlaması ve TSRS süreçleri, şirketler için teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bir süreçtir. İklim Okulu olarak, işletmelere TSRS uyumluluğu konusunda kapsamlı danışmanlık hizmeti sunuyoruz.

Hizmetlerimiz arasında:

TSRS 1 ve TSRS 2 uyum süreci danışmanlığı
Karbon ayak izi hesaplama ve raporlama
Sürdürülebilirlik stratejisi oluşturma
Yeşil finansmana erişim desteği
İklim riskleri analizi ve çözüm önerileri

Siz de TSRS süreçlerine uyum sağlamak, şirketinizin sürdürülebilirlik performansını artırmak ve uluslararası yatırımcıların dikkatini çekmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

İklim değişikliğiyle mücadelede, sürdürülebilirlik raporlaması en güçlü araçlardan biridir. Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde yerinizi almak için harekete geçin!




Yeşil Yakalılar: Geleceğin En Çok Kazandıran Meslekleri

Sevgili dostlar,

Son yıllarda iş dünyasında büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Artık sadece ofis çalışanları ve sahada görev yapan işçiler değil, gezegenin geleceğini doğrudan şekillendiren bir meslek grubu var: Yeşil Yaka Çalışanları. Çevre odaklı işler, yalnızca bir kariyer seçimi olmaktan çıkıp, iklim değişikliğiyle mücadelede, enerji dönüşümünde ve sürdürülebilir yaşamı teşvik etmede kilit roller üstlenmeye başladı. Üstelik bu meslekler artık yalnızca çevrecilerin değil, teknoloji uzmanlarının, mühendislerin, finansçılarının ve girişimcilerin de yer aldığı büyük bir ekosisteme dönüştü.

Peki, yeşil yaka meslekler tam olarak neler yapıyor? İş dünyasına nasıl bir fark katıyorlar? Şimdi bu soruların cevaplarına birlikte bakalım.

Rüzgâr Türbini Uzmanı Ne İş Yapar?
Rüzgâr enerjisi sektöründe çalışan bu uzmanlar, rüzgâr türbinlerinin kurulumunu, bakımını ve onarımını gerçekleştirir. Rüzgâr çiftliklerinin verimli çalışmasını sağlamak için mekanik, elektrik ve yazılım sistemlerini takip ederler. Ayrıca, türbin performans analizleri, enerji üretim tahminleri ve saha güvenliği yönetimi gibi süreçleri de yürütürler.

Güneş Enerjisi Mühendisi Ne İş Yapar?
Güneş enerjisi mühendisleri, güneş panelleri ve fotovoltaik sistemlerin tasarımını, kurulumunu ve bakımını üstlenir. Çatı ve arazi tipi güneş santrallerinin verimli çalışmasını sağlamak için elektrik, mekanik ve yazılım çözümleri geliştirirler. Ayrıca, güneş enerjisi santrallerinin şebekeye entegrasyonu, enerji depolama sistemleriyle uyumu ve verimlilik analizleri gibi süreçlerde de aktif rol oynarlar.

Elektrikli Araç Bakım Teknisyeni Ne İş Yapar?
Elektrikli ve hibrit araçların bakım ve onarımını yapan uzmanlardır. Batarya yönetim sistemleri, şarj altyapıları ve elektrik motorları üzerine çalışarak, araçların uzun ömürlü ve verimli şekilde kullanılmasını sağlarlar. Ayrıca, elektrikli araçlarda yazılım güncellemeleri ve güvenlik kontrolleri gibi teknik işlemleri de yürütürler.

Karbon Ayak İzi Danışmanı Ne İş Yapar?
Şirketler, kamu kurumları veya bireyler için karbon emisyonlarını hesaplar, analiz eder ve azaltma stratejileri geliştirirler. Yeşil ekonomi kapsamında karbon denkleştirme projeleri, sürdürülebilir enerji kullanım planları ve emisyon azaltım programları oluşturarak, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynarlar.

Sürdürülebilir Tarım Uzmanı Ne İş Yapar?
Sürdürülebilir tarım uzmanları, toprak sağlığı, su yönetimi, organik tarım ve biyolojik çeşitliliğin korunması konularında çalışır. Tarımsal üretimi ekosistemle uyumlu hale getirmek için doğal gübreler, zararlı böceklerle biyolojik mücadele ve su tasarrufu teknikleri geliştirirler.

Atık Yönetimi Mühendisi Ne İş Yapar?
Sanayi tesisleri, şehir yönetimleri ve özel şirketler için atık oluşumunu minimize eden sistemler tasarlar. Geri dönüşüm, kompostlama, enerji geri kazanımı gibi yöntemlerle atıkların ekonomiye kazandırılmasını sağlarlar. Ayrıca, tehlikeli atık yönetimi ve sıfır atık politikalarının uygulanmasını denetlerler.

Bu meslekleri incelediğimizde, yeşil yakalıların sadece çevreyi korumakla kalmayıp aynı zamanda ekonomik fırsatlar oluşturduğunu da görüyoruz. Artık yeşil işler, yalnızca bir çevreci hareketin parçası değil; teknolojiyle, finans dünyasıyla, sanayiyle iç içe geçmiş büyük bir sistemin anahtarı haline geldi.

Su ve Atıksu Yönetimi Uzmanı Ne İş Yapar?
Su kaynaklarının korunması ve etkin kullanımı için su arıtma, su tasarrufu ve su kalitesi yönetimi alanlarında çalışır. İçme suyu ve atıksu arıtma tesislerinde görev alarak, suyun sürdürülebilir kullanımını sağlamak amacıyla teknik çözümler üretirler.

Çevre Politikaları Danışmanı Ne İş Yapar?
Hükümetler, belediyeler, özel şirketler ve STK’lar için çevre mevzuatı, sürdürülebilirlik politikaları ve yeşil dönüşüm stratejileri geliştirir. Çevre dostu yatırımları teşvik eden düzenlemeler üzerinde çalışarak iklim politikalarının belirlenmesine katkı sağlarlar.

Yeşil Hidrojen Uzmanı Ne İş Yapar?
Yeşil hidrojen, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen temiz hidrojendir. Bu uzmanlar, hidrojen üretim teknolojileri, depolama ve taşımacılık süreçlerini optimize ederek temiz enerji dönüşümüne katkı sağlarlar.

Sonuç olarak, yeşil yaka mesleklerin popülerleşmesi sadece çevresel farkındalıkla ilgili değil. Bu meslekler aynı zamanda yeni ekonomik düzenin ve sanayi dönüşümünün merkezinde yer alıyor. Sürdürülebilir enerji, döngüsel ekonomi, karbon yönetimi gibi konular artık yalnızca birer ideal değil, rekabet avantajı sağlayan kritik sektörler haline geldi.

Bugün gelişmiş ülkeler yeşil dönüşüm için milyarlarca dolarlık yatırımlar yaparken, biz de Türkiye’de bu meslek gruplarına gereken önemi vermek zorundayız. Üniversiteler, meslek liseleri ve özel eğitim kurumları bu alanlarda daha fazla uzman yetiştirmeli; gençler yeşil yakalı kariyer fırsatlarını keşfetmeli.

Çünkü gelecekte, sadece çevreyi koruyan değil, aynı zamanda ekonomik olarak güçlü olanlar kazanacak.

Sevgilerle,
Süleyman Çetin  (Yeşil Yakalı) 

Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı 



Yeşil Dönüşümü ve Sürdürülebilirliği Anlamak: Karbon, Su ve Geleceğin Ekonomisi



 Sevgili dostlar,

Dünya hızla değişiyor ve artık ekonomik kalkınmanın yalnızca finansal büyümeyle değil, çevresel sürdürülebilirlikle de ölçüldüğü bir döneme girdik. Karbon emisyonları, su tüketimi, yaşam döngüsü analizleri ve sürdürülebilirlik raporlamaları, şirketlerin ve ülkelerin geleceğini doğrudan etkileyen unsurlar haline geldi. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – CBAM) gibi uygulamaları, ihracatçı ülkeler için artık karbon emisyonlarını yönetmeyi zorunlu kılıyor.

Bu yazıda, karbon ayak izi, su ayak izi, yaşam döngüsü analizi, sürdürülebilirlik raporlaması ve karbon kredisi projeleri gibi kavramları detaylarıyla ele alarak, şirketler ve bireyler için ne anlama geldiğini inceleyeceğiz.


Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – CBAM)

Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM – CBAM), yüksek karbon salınımı yapan ürünlere ek maliyetler getiren bir düzenlemedir. 1 Ekim 2023’te yürürlüğe giren bu sistem, demir-çelik, çimento, alüminyum, elektrik, gübre ve hidrojen gibi sektörleri kapsıyor.

Neden Önemli?
SKDM’nin amacı, Avrupa pazarına giren ürünlerin karbon salınımını azaltarak, çevresel sürdürülebilirliği teşvik etmek ve yüksek emisyonlu üretim yapan ülkeleri dönüşüme zorlamaktır. Türkiye gibi AB ile yoğun ticaret yapan ülkeler için bu mekanizma büyük bir ekonomik dönüşüm ihtiyacını beraberinde getirmektedir.

Kimleri Etkiliyor?

  • Avrupa’ya ihracat yapan firmalar
  • Yüksek karbon salınımına sahip üretim yapan sanayi tesisleri
  • Sürdürülebilir üretim süreçlerini benimsemek zorunda olan şirketler

Ne Yapılmalı?

  • Karbon ayak izi hesaplamaları yapılmalı
  • Düşük karbonlu üretim modellerine geçilmeli
  • Enerji verimliliği artırılmalı ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmalı

Karbon Ayak İzi (KAİ) Nedir?

Karbon ayak izi, bir kişi, kuruluş veya ülkenin atmosfere saldığı toplam sera gazı miktarını ifade eder. CO₂ (karbondioksit) eşdeğeri ile ölçülür ve iki temel kategoriye ayrılır:

  1. Doğrudan Emisyonlar → Fosil yakıt tüketimi, sanayi faaliyetleri, ulaşım gibi kaynaklardan doğrudan salınan karbon
  2. Dolaylı Emisyonlar → Ürünlerin üretim süreçleri, elektrik tüketimi, satın alınan hizmetler gibi dolaylı kaynaklardan gelen karbon

Karbon Ayak İzi Nasıl Azaltılır?

  • Enerji verimliliği artırılmalı, yenilenebilir enerjiye geçilmeli
  • Ulaşımda elektrikli araçlar tercih edilmeli, toplu taşıma yaygınlaştırılmalı
  • Endüstride düşük karbonlu teknolojiler teşvik edilmeli
  • Ormanlık alanlar artırılmalı, karbon yutak alanları korunmalı

SKDM ile karbon ayak izinin önemi daha da arttı. Çünkü yüksek karbon salınımı yapan ürünler, uluslararası ticarette ek vergilere tabi tutuluyor.


Su Ayak İzi (SAİ) Nedir?

Tıpkı karbon ayak izi gibi, su ayak izi de bir bireyin, şirketin veya ülkenin tükettiği toplam su miktarını ölçer. Üç ana bileşeni vardır:

  1. Mavi Su Ayak İzi → Tatlı su kaynaklarından (nehirler, göller) doğrudan çekilen su
  2. Yeşil Su Ayak İzi → Tarımda yağmur suyu kullanımı
  3. Gri Su Ayak İzi → Kullanılan suyun kirlenmesi sonucu geri dönüşümü zor hale gelen miktar

Neden Önemli?

  • Küresel su kaynakları giderek azalıyor. Türkiye, su stresi yaşayan ülkelerden biri.
  • Tarımda kullanılan suyun %50’den fazlası yanlış sulama nedeniyle israf ediliyor.
  • Sanayi sektöründe su kullanımı giderek artıyor.

Nasıl Azaltılır?

  • Su tasarrufu sağlayan üretim teknikleri benimsenmeli
  • Tarımda damla sulama ve ileri sulama sistemleri kullanılmalı
  • Sanayi tesislerinde suyun geri dönüşümü sağlanmalı

Yaşam Döngüsü Analizi (LCA) Nedir?

Bir ürünün veya hizmetin üretimden tüketime kadar olan çevresel etkilerini analiz eden bir yöntemdir. LCA, ürünlerin karbon ayak izini, su ayak izini ve çevresel etkilerini ölçerek sürdürülebilir üretim süreçleri geliştirilmesine yardımcı olur.

Aşamaları:

  1. Hammadde çıkarımı → Üretimde kullanılan malzemelerin çevresel etkisi
  2. Üretim süreci → Fabrikalarda enerji tüketimi ve atık miktarı
  3. Dağıtım ve lojistik → Nakliye ve depolama süreçleri
  4. Tüketim ve kullanım → Ürünün kullanıldığı süre boyunca oluşturduğu atık ve enerji tüketimi
  5. Atık yönetimi → Geri dönüşüm veya bertaraf edilme süreci

Neden Önemli?

  • Şirketler, çevre dostu ürünler üretmek için LCA analizlerine ihtiyaç duyuyor.
  • AB ve SKDM gibi düzenlemeler, şirketlerden LCA verileri talep ediyor.
  • Tüketiciler, çevresel etkisi düşük ürünleri tercih etmeye başladı.

Sürdürülebilirlik Raporlaması ve GRI (TSRS)

Sürdürülebilirlik raporlaması, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) performanslarını şeffaf bir şekilde paylaşmalarını sağlayan bir sistemdir. Küresel Raporlama Girişimi (GRI - Global Reporting Initiative), sürdürülebilirlik raporlaması için en yaygın kullanılan standartlardan biridir.

Neden Önemli?

  • Yatırımcılar ve tüketiciler, çevresel etkilerini azaltan şirketlere daha fazla yöneliyor.
  • Avrupa Birliği ve SKDM gibi düzenlemeler, şirketlerden sürdürülebilirlik verilerini talep ediyor.
  • Yeşil finansman imkanlarından yararlanmak için şirketlerin sürdürülebilirlik performanslarını açıklaması gerekiyor.

Karbon Kredisi Proje Geliştirme

Karbon kredisi, bir şirketin veya ülkenin belirli bir miktarda sera gazı emisyonunu dengelemesine olanak tanıyan bir finansal mekanizmadır.

Nasıl Çalışır?

  • Bir şirket karbon azaltıcı projelere yatırım yaparak karbon kredisi elde eder.
  • Bu krediler, uluslararası karbon piyasalarında satılabilir.
  • Orman koruma, yenilenebilir enerji projeleri, enerji verimliliği projeleri bu kapsama girer.

Neden Önemli?

  • Şirketler karbon nötr hale gelmek için karbon kredisi projelerine yöneliyor.
  • Yeşil yatırımlar için yeni finansman olanakları doğuyor.

Sonuç Olarak,

Yeşil dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluk. SKDM, karbon ve su ayak izi, sürdürülebilirlik raporlaması gibi kavramlar, hem şirketler hem de bireyler için çevresel sorumlulukları yeniden tanımlıyor. İş dünyasında rekabet edebilmek ve geleceğe hazır olmak için bu kavramları anlamak ve uygulamak zorundayız.

Sevgiyle kalın,

Süleyman ÇETİN
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı

Türkiye Su Fakiri Ülke! Değil Ama…

Türkiye Su Fakiri Ülke! Değil Ama…

Sevgili dostlar,

Son yıllarda su krizi giderek daha fazla gündeme geliyor. Haberlerde, akademik çalışmalarda ve uzman görüşlerinde sıkça şu cümleyi duyuyoruz: “Türkiye su fakiri bir ülke!” Peki, gerçekten öyle mi?

Öncelikle, su fakiri teriminin ne anlama geldiğini iyi bilmek gerekiyor. Bir ülkenin su zengini, su stresi altında ya da su fakiri olup olmadığı kişi başına düşen yıllık yenilenebilir su miktarına göre belirleniyor. Bu ölçüme göre, kişi başına yıllık 1700 metreküpten fazla suyu olan ülkeler su zengini, 1000-1700 metreküp arasında suyu olanlar su stresi çeken, 1000 metreküpün altına düşenler ise su fakiri olarak tanımlanıyor. Türkiye’nin yıllık kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1300-1400 metreküp civarında. Yani, tam olarak su fakiri değiliz ama su stresi yaşayan bir ülkeyiz.

Buraya kadar her şey net. Peki, asıl problem nerede?

Sorun Su Miktarında mı, Yönetiminde mi?

Türkiye, su kaynakları açısından fakir bir ülke değil ama su yönetimi açısından büyük sıkıntılar yaşıyor. Mevcut su kaynaklarımızı verimli kullanamıyoruz. Özellikle tarımsal sulamada hala vahşi sulama yöntemleri yaygın. Tarımda kullanılan suyun büyük bir kısmı, yanlış sulama teknikleri nedeniyle boşa harcanıyor. Şehirlerde ise altyapı eksiklikleri, su kayıpları ve geri dönüşüm sistemlerinin yetersizliği ciddi sorunlar yaratıyor.

Su fakiri bir ülke olmamamıza rağmen, kuraklık tehlikesi ve su krizleri kapımızda. Çünkü mevcut suyumuzu doğru yönetemediğimiz sürece, var olan kaynaklar hızla tükeniyor.

Sanal Su ve Su İsrafı

Birçok kişi su tasarrufunu sadece musluğu kapatmak olarak görüyor. Oysa su tüketimi bunun çok ötesinde. Sanal su kavramı burada devreye giriyor. Yani, bir ürünü tüketirken aslında onun üretimi için harcanan suyu da tüketiyoruz. Örneğin:

  • Bir hamburger üretmek için yaklaşık 2400 litre su kullanılıyor.
  • Bir tişört üretmek için 2700 litre su gerekiyor.
  • Bir kilo pamuk yetiştirmek için yaklaşık 10.000 litre su harcanıyor.

Yani, tarımsal üretimden sanayiye kadar her şeyde su tüketiyoruz. Ancak farkında olmadan harcadığımız bu su, en büyük israf kaynaklarından biri oluyor. Türkiye, su fakiri değil ama suyu bilinçsizce tüketen bir ülke.

Ne Yapmalıyız?

Sevgili dostlar, su yönetimi konusunda bireysel ve toplumsal olarak atabileceğimiz çok önemli adımlar var.

  • Tarımsal sulamada modern tekniklere geçilmeli. Damla sulama ve akıllı tarım uygulamaları yaygınlaşmalı.
  • Şehirlerde su altyapıları güçlendirilmeli. Kaynak kayıplarını önleyecek yatırımlar artırılmalı.
  • Geri dönüşüm sistemleri teşvik edilmeli. Kullanılmış suyun yeniden değerlendirilmesi sağlanmalı.
  • Sanal su tüketimi konusunda bilinç oluşturulmalı. Gıda ve tekstil tüketiminde daha sürdürülebilir seçimler yapılmalı.
  • Kamu ve özel sektör iş birliğiyle su yönetimi projeleri geliştirilmeli.

Su fakiri olmadan önce harekete geçmek zorundayız. Çünkü su fakiri olmak için beklemeye gerek yok, yanlış yönetimle kendi elimizle bu duruma düşebiliriz.

Gelin, bu sorumluluğu hep birlikte üstlenelim. Suyumuzu doğru kullanırsak, su krizine girmeden bilinçli bir şekilde geleceğimizi koruyabiliriz. Unutmayalım, Türkiye su fakiri değil ama suyu iyi yönetemezsek, bir gün gerçekten fakir olabiliriz.

Sevgiyle kalın,
Süleyman Çetin
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı



Gizli Su Kullanımı: Sanal Su Nedir?

Sevgili Dostlar,

Günlük hayatta su tüketimini düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen şey, içme suyu ya da duşta, çamaşır yıkarken veya yemek yaparken kullandığımız sudur. Ancak aslında farkında olmadan çok daha fazla su tüketiyoruz. İşte burada devreye sanal su kavramı giriyor.

Sanal su nedir?

Sanal su, herhangi bir ürünün üretilmesi için kullanılan ancak gözle doğrudan göremediğimiz sudur. Yani, bir bardak çayı içerken sadece içindeki suyu değil, o çayın yetişmesi, işlenmesi ve soframıza gelmesi için harcanan suyu da tüketiyoruz. Aynı şekilde, bir hamburger yemek, bir tişört satın almak ya da bir çift ayakkabı almak bile binlerce litre suyun dolaylı olarak harcanmasına neden oluyor.

Bir hamburger kaç litre su?

Belki şaşıracaksınız ama bir hamburgerin üretimi için yaklaşık 2400 litre su harcanıyor! Evet, yanlış okumadınız. İçindeki ekmek, et, marul, domates ve diğer bileşenlerin her biri yetiştirilirken, işlenirken ve taşınırken ciddi miktarda su tüketiliyor. Bir tişört için ortalama 2700 litre, bir çift deri ayakkabı için ise 8000 litre su harcanıyor.

Neden Önemli?

Dünya genelinde su kaynakları giderek azalıyor ve su kıtlığı, gelecekte insanlığın karşılaşacağı en büyük krizlerden biri olarak görülüyor. Özellikle iklim değişikliği ve artan nüfus, su kullanımını daha kritik hale getiriyor. Türkiye gibi su stresi yaşayan ülkelerde sanal suyu doğru yönetmek, gelecekte su krizlerini önlemenin anahtarı olabilir.


Bir ülkenin sanal su dengesi, ithal ve ihraç ettiği ürünlerle doğrudan ilgilidir. Türkiye, su yoğun tarım ürünleri ihraç ettiğinde aslında kendi su kaynaklarını da ihraç etmiş oluyor. Örneğin, bir kilogram pamuk üretimi için 10 bin litre su kullanılıyor. Eğer bu pamuğu ihraç ediyorsak, suyumuzu da ihraç etmiş oluyoruz.


Bireysel Olarak Ne Yapabiliriz?

Sanal su tüketimini azaltmak için birkaç basit ama etkili adım atabiliriz:


  • Daha bilinçli tüketim: İhtiyacımız olmayan giysileri almaktan kaçınarak su tüketimini azaltabiliriz.
  • Yerel ve mevsiminde beslenmek: Mevsiminde üretilen yerel gıdalar, daha az su tüketimi gerektirir.
  • Daha az et tüketmek: Kırmızı et, sanal su tüketiminin en yüksek olduğu besinlerden biridir.
  • Geri dönüşümü desteklemek: Geri dönüştürülen malzemeler, yeni üretime göre çok daha az su harcar.

Sevgili dostlar, su tüketimi sadece elimizdeki musluğu kapatmakla sınırlı değil. Tükettiğimiz her ürünün arkasındaki gizli su tüketimini de farkında olmamız gerekiyor. Su, en kıymetli doğal kaynağımız ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için onu bilinçli kullanmak zorundayız. Unutmayalım, her tercihimiz su tüketimini doğrudan etkiliyor.


Sevgiyle kalın,

Yazar, Çizer, Kalemi Keskin

Çevre Yüksek Mühendisi Süleyman Çetin



8. Kıta Keşfedildi!

Sevgili dostlar,

Günlük hayatımızın içinde sıkça duyduğumuz “atık” ve “çöp” kelimeleri kulağa benziyor gelse de, aralarında önemli farklar bulunuyor. Peki, atık nedir? Atık, esasen artık kullanılmayan, işlevini yitirmiş, fakat doğru yöntemlerle geri kazanılabilen, dönüştürülebilen ya da yeniden değerlendirilebilen malzemelerdir. Örneğin; kağıt, plastik, cam ve metal gibi materyaller, atık haline geldiklerinde geri dönüşüm sürecine sokulabiliyor ve yeni ürünlere dönüştürülebiliyor.

 Atık Nedir? Atık ve Çöp Aynı Şey mi?

Öte yandan, “çöp” kelimesi genellikle evlerimizden, sokaklarımızdan gördüğümüz, atılması gereken, doğrudan imha edilmesi düşünülen, artık değerlendirilemeyecek kalıntıları ifade eder. Yani, her çöp atıktan ayrı düşünülemez; çöp, atıkların içindeki, kullanılamaz hale gelmiş kısmı anlatmak için kullandığımız bir terimdir. Ancak burada dikkat etmemiz gereken nokta; aslında her atık çöp değildir. Doğru yönetildiğinde, ayrıştırılan atıklar, çöp haline gelmeden önce geri dönüşüm ve yeniden kullanım imkanları sunar.


Bu ayrım, sadece dilsel bir farktan ibaret değil; aynı zamanda çevre bilinciyle yaklaşıp, kaynaklarımızı nasıl daha verimli kullanabileceğimizi gösteren önemli bir çağrıdır. Geri dönüşüm sistemlerini ve atık ayrıştırma yöntemlerini hayata geçirirsek, çöp miktarını azaltarak çevremizi koruma yolunda büyük adımlar atmış oluruz. Unutmayalım ki, atıklarımızı doğru şekilde değerlendirmek, hem doğamıza hem de geleceğimize yapacağımız en büyük yatırımdır.


8. Kıta: Okyanuslarımızdaki Sessiz Tehdit

Sevgili dostlar, maalesef atık sorunu sadece şehirlerimizde bitmiyor. Bilim insanlarının zaman zaman “8. kıta” olarak adlandırdığı devasa plastik yığını, modern tüketimin ve yetersiz atık yönetiminin okyanuslarımızdaki simgesi haline geldi. Bu 8. kıta, okyanuslarda biriken kontrolsüz plastik atıkların oluşturduğu geniş alanı ifade ediyor. Sadece çevre kirliliğine değil, deniz yaşamının ve biyolojik çeşitliliğin de ciddi tehdit altında olduğunu gösteriyor. İşte bu yüzden, atıklarımızı doğru şekilde yönetmek, geri dönüşüme kazandırmak ve bu sorunu kökten çözmek hepimizin ortak sorumluluğu olmalı.


Sevgiyle kalın,

Süleyman Çetin
Yazar - Çizer - Gezer
Çevre Yüksek Mühendisi






Balıkesir'de İklim Değişikliğine Uyum Konuşulacak

Balıkesir'in Genç İş Adamları İklim Değişikliği Eğitimi Alacak  

GMKA 2022 Yılı Teknik Destek Programı kapsamında hazırlanan "İklim Değişikliğine Uyum; Dirençli İşletmeler" isimli proje desteklenmeye uygun görülmüştür.

    Proje ile Balıkesir'deki işletmeler;

  • sınırda karbon düzenlemeleri,
  • yeşil ve döngüsel ekonomi,
  • karbon ayak izi hesaplaması,
  • atık yönetimi,
  • yeşil büyümenin finansmanı konularında güçlendirmek için Yeşil Dönüşüm Odaklı Sürdürülebilirlik Stratejileri Geliştirme Eğitimi desteği sağlanacaktır.

Fizibilite Desteğinin Amacı

Balıkesir ve Çanakkale bölgesinin kalkınması ve rekabet gücü açısından önemli fırsatlardan yararlanılmasına, Bölge ekonomisine yönelik tehdit ve risklerin önlenmesine, Bölgenin yenilik ve girişimcilik kapasitesinin geliştirilmesine yönelik yatırım projeleri havuzunun güçlendirilmesidir.

Projelerin Öncelikleri;

Öncelik 1: Bölgede kurulu OSB’lerin sürdürülebilirliğinin sağlanması, rekabet gücünün ve verimliliğin artırılması için gerekli altyapı yatırımları ve kolaylaştırıcı ortam uygulamalarının yaygınlaşması

Öncelik 2: Bölgedeki belediyelerin katı atık, su, atık su, sokak aydınlatması, enerji tedariki, ulaşım gibi sorunlarına yeşil çözümler sunmasına yönelik uygulamalarının yaygınlaşması

Öncelik 3: Kaynak verimliliğinin artırılması, atık oluşumunun azaltılması, doğal kaynakların ekonomiye kazandırılması ve döngüsel ekonomiye yönelik yatırımların yaygınlaşması

Proje Başına Destek Miktarları

Asgari Tutar: 50.000 TL

Azami Tutar: 300.000 TL

Asgari Destek Oranı: Projenin toplam uygun maliyetinin en az % 25’i

Azami Destek Oranı: Projenin toplam uygun maliyetinin en fazla % 90’ı

Proje Süresi

Projenin azami süresi 12 ay olmalıdır.

Başvurabilir Misiniz?

  • Kamu Kurumu,
  • Kamu Kurumu Niteliğinde Meslek Kuruluşları,
  • Bölgeler – Siteler (Organize Sanayi Bölgesi, Küçük Sanayi Siteleri ve Teknoloji Geliştirme Bölgeleri),
  • Özel Sektöre Yönelik Faaliyet Gösteren Sivil Toplum Kuruluşları 

iseniz bu konuda proje hazırlanmasını isteyen kişi veya kurumlar iletişim sayfasından yazabilirsiniz.


BlueTech İzmir Mavi Girişim Buluşma Günü

 BLUETECH İZMİR BULUŞMA GÜNÜNE DAVETLİSİNİZ

İzmir Kalkınma Ajansı tarafından ikincisi düzenlenen, Türkiye’nin denizcilik teknolojileri alanında ilk girişimcilik programı olan BlueTech İzmir Deniz Teknolojileri Girişimci Hızlandırma Programının kamp süreci tamamlandı.

Deniz teknolojileri alanında çalışan 9 startup’ın, kamu kurumları, belediyeler, tersaneler, limanlar ve yatırımcılarla bir araya geleceği ve teknolojilerini anlatacakları buluşma gününe davetlisiniz.

7 Aralık Çarşamba Günü saat 13:30’te yüz yüze gerçekleşecek.

Etkinliğe çevrimiçi katılmak için zoom adresi: 

https://us02web.zoom.us/meeting/register/tZUpdeytpzIvGNYnHNtyh3nKi-MV9lC3foIp

Etkinlik yeri için : ( Originn - Bornova )

https://www.google.com/maps/place/Originn/@38.4566527,27.1849349,12.75z/data=!4m5!3m4!1s0x0:0x5ec1e166910f397b!8m2!3d38.449052!4d27.1890749


BLUETECH İZMİR HAKKINDA

Türkiye’de deniz teknolojileri alanında girişimci yükseltme programı olan BlueTech İzmir Programı, İzmir Kalkınma Ajansı tarafından 2021 yılında başlatılmıştır. Bu yıl ikincisi düzenlenen program belirlenen alanda faaliyet gösteren startuplar ile kurumsal aktörlerin bir araya gelmesiyle bölgeye yönelik çözümler odağında sinerjinin artmasını, İzmir’de mavi girişimciliğin ve yenilik ekosisteminin gelişmesini ve bölgenin bu alandaki konumunun güçlenmesini amaçlıyor.

Dünyada gerek gemicilik gerekse limancılıkta hava ve su kalitesi, verimlilik, riskler, maliyetler, sürdürülebilir yönetim odağında çok sayıda ve çok disiplinli teknoloji çalışmaları yürütülmektedir. Deniz taşımacılığında güncel eğilimler arasında olan dijitalleşme ve yıkıcı teknolojiler, liman otomasyonu (akıllı limanlar), liman 4.0, sürdürülebilir çevre konusundaki gelişmeler yeni alan ve fırsatlar tanımlamaktadır. Buna ilişkin bazı örnekler için İzmir Limanları Mevcut Durum Analizi ve Gelişim Perspektifi – Kuramsal Arka Plan çalışması incelenebilir.

İzmir 629 km kıyı şeridi, 16 limanı, yıllık 80 milyon ton üzerinde yük elleçlemesi ve diğer liman ve deniz taşımacılığı unsurları ile bahse konu teknolojilerin uygulanması noktasında iyi bir potansiyele sahiptir. BlueTech İzmir Programı, söz konusu potansiyel doğrultusunda teknoloji alanlarına İzmir’deki startupların yönelmesini ve bu anlamda bölge ekosisteminin güçlenmesini hedeflemektedir.

BlueTech İzmir Programı kapsamında çevreye duyarlı denizcilik teknolojileri, gemiler ve deniz yapıları için yenilikçi konseptler, sensör, otomasyon ve takip teknolojileri, ileri imalat, güvenlik, denizden enerji üreten teknolojiler, tersaneler, limanlar, marinalar öncelikli olmak üzere deniz teknolojileri alanında çalışan startuplar 6 haftalık eğitim ve mentörlük kampına alınarak yoğun bir hızlandırıcı sürecinden geçecekler. Eğitimlerini tamamlayan girişimler Demo Day etkinliğinde tersaneler, armatörler, kamu kurumları, belediyeler, meslek örgütleri gibi sivil toplum kuruluşlarına ürün ve hizmetlerinin tanıtımını yapma imkânına sahip olacaklar.

Tüm süreci online yürüteceğimiz BlueTech İzmir’e Türkiye’nin her yerinden girişimcileri bekliyoruz.

NEDEN KATILMALI?

Startuplar

  • Pazara ve ürüne ilişkin teknik geri bildirim
  • Müşteri ve pazar doğrulama
  • Ar-Ge için iş birliği fırsatları
  • Potansiyel müşteriler ile bir araya gelmek
  • Yatırım ve satış imkanları

Kurumsal Aktörler

  • İnovatif proje ve iş fikirleri ile tanışmak
  • Sektör içindeki yenilikleri açık inovasyon ve işbirlikleri ile hızlandırmak
  • Sürdürülebilirliğe ve Türkiye’de deniz teknolojileri sektörünün gelişimine katkı sağlamak

BAŞVURU KRİTERLERİ

Startup Faaliyet Alanı

Türkiye’de mavi ekonomi sektörlerinde faaliyet gösteren ya da bu alanda çalışma yapmak isteyen teknoloji tabanlı startuplar

Startup Aşaması

  • Prototip Aşaması
  • Erken Ticarileşme Aşaması
  • Olgunluk Aşaması

TAKVİM | CALENDAR

           16 Eylül – 12 Ekim | September – October 2022
Başvurular
——
Applications

6 Hafta | Weeks
Hazırlık Kampı
——
Boot Camp

 7 Aralık | December 2022
Buluşma Günü
——
Demo Day


BAŞVURU | APPLICATION

16 Eylül – 12 Ekim | September – October 2022

Başvuru formunu doldurarak programa başvuru yapabilirsiniz.
——
On the first year of the program, we accept applications only from Türkiye.

  BAŞVUR  

( Programa başvurular sona ermiştir, ilginize teşekkür ederiz. )

ABOUT İZMİR

 
İzmir has always been a city blessed with a natural harbor, which has allowed her to survive and thrive throughout history. The clearest indication of this is the direct correlation between the development of the port and the subsequent development of İzmir as a city within the last four centuries of the city. In light of this affirmation, we adopted the blue growth approach and identified the sea and sea-related issues as one of the main areas of focus for our regional development efforts.

ABOUT BLUETECH İZMİR

 
BlueTech İzmir, Türkiye’s very first startup acceleration program in the field of maritime technologies, was launched by the İzmir Development Agency in 2021. Organized for the second time this year, the program unites startups and corporate actors operating in a field identified to improve synergies in order to cultivate region-specific solutions while contributing to the improvement of the blue entrepreneurship and innovation ecosystem in İzmir and enhancing the region’s position in this area.

Numerous multidisciplinary technological studies are carried out around the world on air and water quality, efficiency, risks, costs and sustainable governance in both the shipping and port management industries. Digitalization and disruptive technologies, port automation (smart ports), Port 4.0, and progress toward a more sustainable environment, all of which are currently trending in maritime transportation, present new areas of exploration and opportunities. Please review the Current Situation Analysis and Development Perspective of the Ports of İzmir – Conceptual Background to examine relevant examples.

İzmir has good potential for applying these technologies thanks to its 629-kilometer coastline, 16 ports, annual cargo handling of over 80 million tons, and other port and maritime transport facilities. BlueTech İzmir Program aims to encourage startups based in İzmir to pursue that potential and focus on these technologies with the end goal of strengthening the regional ecosystem.

Under the BlueTech İzmir Program, startups active in the fields of environmentally sensitive maritime technologies, innovative concepts for ships and marine structures, sensor, automation and tracking technologies, advanced manufacturing, security, and technologies that generate electricity from the sea, shipyards, ports, marinas will participate in an intensive six-week training and mentoring camp to learn how to take their companies to the next level. Startups completing the training will have the opportunity to promote their products and services to shipyards, shipowners, public institutions, municipalities, and civil society organizations such as professional associations at a Demo Day event.

We would like to welcome entrepreneurs from all around Türkiye to the entirely online BlueTech İzmir.

WHY ATTEND?

 Startups

  • Technical feedback on your product and the market
  • Customer and market validation
  • Possibilities of R&D collaborations
  • Meet your potential customers
  • Investment possibilities 

Institutional/Corporate Actors

  • To access new ideas and pioneering projects
  • Accelerate the innovations within sector by open innovation and collaboration
  • To contribute to the growth of maritime technologies in Turkey and to the sustainability

APPLICATION CRITERIA

Startup Activity Areas


Technology-based startups currently operating in or looking to explore the blue economy sectors in Türkiye

Startup Phase

  • Prototype Phase
  • Early Stage Commercialization
  • Maturity Stage


SIKÇA SORULAN SORULAR

  • Program süresince İzmir’de bulunmamız gerekiyor mu?
Hayır, programla ilgili tüm süreçler Kovid-19 şartları gereği uzaktan (online olarak) yürütülecektir.

  • Programa sadece İzmir’de bulunan girişimler mi başvuru yapabilir?
Hayır, tüm Türkiye’den girişimlerin başvurusunu bekliyoruz.

  • Eğitimler/Mentörlük yüz yüze mi?
Hayır, eğitim ve mentörlük süreçleri uzaktan (online olarak) yürütülecektir.
  • Eğitim içerikleri nelerdir?
Eğitim konuları arasında ekip yönetimi, yaratıcı sunum hazırlama, iş geliştirme, pazarlama, satışa dönüştürme taktikleri, iş modeli stratejileri gibi konular bulunmaktadır.

  • Eğitimler için ne kadar vakit ayırmam gerekiyor?
Eğitimlerin yaklaşık 6 hafta sürmesi, haftada 2 veya 3 gün,  2-3 saatlik dersler şeklinde planlanmaktadır.

  • Başvuru veya program için bir ücret ödemem gerekiyor mu?
Hayır, program kapsamındaki tüm hizmetler ücretsiz olarak sağlanmaktadır.

  • Programa dâhil olmak için girişimimden hisse vermem gerekiyor mu?
Hayır, herhangi bir hisse veya ortaklık şartı bulunmamaktadır.


SECAP Rehberine Göre Enerji ve İklim Eylem Planı Hazırlama

SECAP NEDİR? derseniz (Sustainable Energy And Climate Action Plan): 2015 yılında Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan "İklim ve Enerji için Belediye Başkanları Sözleşmesi" (Covenant of Mayors - CoM) çerçevesinde imzacı belediyelerin hazırlamayı taahhüt ettikleri sürdürülebilir enerji ve iklim değişikliği ile ilgili eylemleri içeren dokümandır. 

Daha detaylı SECAP bilgisi için aşağıdaki yazımızı da okuyabilirsiniz;

https://www.iklimokulu.com/2022/08/secap-nedir.html

Dünya genelinde insanların %80'i şehirlerde sadece %20'si kırsal bölgelerde yaşıyor ve bu nedenle enerjinin de %80'i şehirlerde tüketiliyor. Diğer taraftan iklim değişikliğinin etkilerinin şiddetlenmesi ile birlikte şehirlerde yaşayan insanlar için iklim değişikliği etkilerinden  olumsuz olarak etkilenme oranları artıyor.

En son Avrupa'da yaşanan sıcak hava dalgalarının, buna bağlı büyük çaplı orman yangınlarının, bölgesel şiddetli kuraklıkların ve Türkiye'de Batı Karadeniz'de yaşanan sellerin de işaret ettiği gibi, belediyelerin iklim adaptasyon (Climate Adaptation) kapsamında tedbirleri hızlı bir şekilde hayata geçirerek şehirlerin dayanıklılığını artırması gerekiyor.

SECAP sayesinde, sürdürülebilir enerji ve iklim değişikliği ile ilgili ulusal seviyede geliştirilen planların, yerelde etkin ve diğer kurumlarla işbirliği içerisinde koordineli bir şekilde uygulanması hedefleniyor.

Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan "SECAP Rehberi"ne erişmek için şu linke göz atabilirsiniz: https://publications.jrc.ec.europa.eu/repository/handle/JRC112986

Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) HAZIRLAMA REHBERİ Nedir?

İklim ve Enerji için Belediye Başkanları Sözleşmesi, yerel iklim ve enerji çalışmaları için iddialı bir girişimdir. Hazırlanacak bu plan, imza sahiplerine SECAP'larını geliştirmeleri için bir dizi metodolojik ilke, prosedür ve iyi uygulama örnekleri sağlamaktadır. 

SECAP Hazırlama Rehberi 3 bölümden oluşmaktadır;

Rehberde;
BÖLÜM 1 - 2030 yılına kadar düşük karbonlu ve iklime dayanıklı şehirlere doğru adım adım SECAP süreci,
BÖLÜM 2 - Temel Emisyon Envanteri (BEI) ve Risk ve Güvenlik Açığı (RVA) Değerlendirmesi,
BÖLÜM 3 - İklim değişikliğinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum için politikalar, temel eylemler, iyi uygulamalar ve SECAP'ların Finansmanı yer almaktadır.


İklim Değişikliği, Sürdürülebilir Çevre ve Enerji Projeleri ve Eğitimleri

 İklim Okulu, iklim değişikliği, çevre, sıfır atık ve enerji Verimliliği alanında çalışmalar yapmaktadır. 

Kamu kurumlarına, özel şirketlere, mesleki odalar, kooperatifler, dernekler olmak üzere sivil toplum kuruluşlarına çeşitli eğitimler vermekte ve projeler hazırlamaktadır.


Eğitim ve proje alanında;

  • Yerel Yönetimlere SECAP Hazırlama Teknik Desteği,  
  • İşletmelere Sürdürülebilirlik Eğitimleri, 
  • Kurumlara Enerji Verimliliği Fizibilitesinin Hazırlanması, 
  • Kurumsal Karbon Ayak izi ve Karbon Emisyon Hesaplanması,
  • Eğitim Kurumları için İklim Zirvelerine Hazırlık Eğitimleri, 
  • İklim, Çevre ve Enerji konulu Avrupa Birliği, UfukAvrupa, Erasmus+, Tubitak ve Yerel Proje Ortaklığı, 
  • Sertifikalı İklim Değişikliği Uzmanlığı (Onaylı), 
  • "Türkiye Çevre Haftası" Kapsamında Etkinlik Desteği vermektedir.