Ad

doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İklim Okulu’nun Kurucusu Süleyman Çetin: "Geleceği Bilgiyle, Cesaretle İnşa Etmeliyiz"




İKLİM AJANSI DERGİSİ SÖYLEŞİSİ

Konuk: Süleyman ÇETİN – Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı, İklim Okulu Kurucusu
Röportaj: Fatma Yılmaz


Fatma Yılmaz:
Öncelikle sizi tanıyarak başlayalım Süleyman Bey. Hem sizi hem de İklim Okulu’nu tanımak isteriz.

Süleyman Çetin:
Elbette memnuniyetle. Ben Süleyman Çetin, Çevre Yüksek Mühendisiyim ve aynı zamanda proje uzmanıyım. Uzun yıllardır çevre yönetimi, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği konularında hem teknik hem sosyal projeler geliştiriyorum. Bilimin toplumsal faydayla buluştuğu yerde olmayı önemsiyorum.

Bu anlayışla kurduğumuz İklim Okulu, iklim değişikliğiyle mücadeleyi merkezine alan yeşil bir tekno-sosyal girişim modelidir. Amacımız, bireylerin ve kurumların iklim krizine karşı bilgiyle, farkındalıkla ve çözüm odaklı düşünceyle donanmasını sağlamak.
Eğitimler, atölyeler, karbon ayak izi ölçümleri, doğa temelli etkinlikler ve farkındalık kampanyaları yürütüyoruz. Ayrıca Bilge Nesil Enstitüsü ve Yeşil Orman Okulu gibi kıymetli kurumların uzman desteğiyle daha da güçleniyoruz.

İklim Okulu, sadece farkındalık oluşturan bir platform değil; aynı zamanda eğiten, dönüştüren ve proje üreten bir yapıdır.


Fatma Yılmaz:
İklim Okulu’nu çok etkileyici anlattınız. Biraz daha detaylandırmak gerekirse, bu girişimin sunduğu hizmetler ve potansiyel iş birliklerinden de bahseder misiniz?

Süleyman Çetin:
Elbette. İklim Okulu’nu çok yönlü bir ekosistem olarak kurguladık. Yalnızca bireylerle değil; belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörle de iş birliği yaparak sürdürülebilirlik alanında projeler geliştiriyoruz.

Öne çıkan çalışma alanlarımızdan bazıları şunlar:
Sürdürülebilirlik ve İklim Değişikliği Farkındalık Eğitimleri
SECAP (Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı) hazırlama ve danışmanlığı
Sıfır Atık ekibi kurulumu ve kurum içi eğitimleri
Karbon ayak izi ölçümü ve azaltım planları
Yenilenebilir enerji projeleri için stratejik iş birlikleri ve danışmanlık

Ayrıca şu anda kurulum sürecinde olduğumuz çok heyecan verici bir projemiz var: İklim Kütüphanesi. Bu kütüphane, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik alanında dijital ve basılı kaynakların derlendiği, öğrencilere, eğitimcilere, yerel yöneticilere ve araştırmacılara açık bir bilgi merkezi olacak.

Kısacası, İklim Okulu bir projeden çok daha fazlası: geleceği birlikte inşa etmeyi hedefleyen katılımcı bir dönüşüm hareketi.


Fatma Yılmaz:
İklim değişikliğine uyum süreci oldukça tartışılan bir konu. Bu süreci bize biraz aktarır mısınız? Genç bir girişimci olarak neler tavsiye edersiniz?

Süleyman Çetin:
İklim değişikliğine uyum süreci, değişen doğa koşullarına dirençli hale gelmemizi sağlayan bir dönüşüm sürecidir. Sadece doğal afetlere karşı hazırlıklı olmak değil; tarım, enerji, ulaşım, şehircilik gibi tüm alanlarda yeni bir anlayışı benimsemek anlamına gelir.

Bu noktada kavramlar çok önemli: iklim adaleti, dirençlilik, sürdürülebilir kalkınma, toplumsal farkındalık... Bilimsel projeksiyonlar önümüzdeki yıllarda ciddi risklerle karşı karşıya kalabileceğimizi gösteriyor. Ama bu bizi korkutmamalı.
Ben genç girişimcilere hep şunu söylüyorum: Doğayla barışık işler kurun. Teknoloji üretin ama bunu toplumsal faydayla bütünleştirin. Bir ağacı yaşatmak, bir su kaynağını korumak veya bir mahalleyi bilinçlendirmek bazen milyon dolarlık projelerden daha değerlidir. Küçük ama etkili adımlarla başlayın; farkı siz yaratın.


Fatma Yılmaz:
Çevre Yüksek Mühendisi ve aynı zamanda bir platformun kurucusu olarak neler yapıyorsunuz? Mesleğinizin öneminden de biraz bahseder misiniz?

Süleyman Çetin:
Çevre mühendisliği, insan ile doğa arasındaki hassas dengeyi kuran çok özel ve çok değerli bir meslektir. Biz sadece atık su arıtma projeleri yapan teknik uzmanlar değiliz; aynı zamanda toplumsal bilinç ve dönüşümün taşıyıcılarıyız.

İklim Okulu üzerinden yürüttüğümüz çalışmalarla, bu mesleğin sahadaki ve toplumsal hayattaki etkisini büyütüyoruz. Kurumlara sürdürülebilirlik rehberliği sunuyor, gençlerle ve çocuklarla çevre eğitimleri yapıyor, şehir planlamalarına çevre boyutu kazandırıyoruz.
Ben çevre mühendisliğini sadece bir meslek değil, hayatın ta kendisi olarak görüyorum. Çünkü doğa varsa yaşam vardır. Bizim işimiz, o yaşamın sağlıklı devam etmesini sağlamak.


Fatma Yılmaz:
İlkbahar geldi. Bu mevsimde yeni mezun çevre mühendislerine özel önerileriniz olur mu?

Süleyman Çetin:
İlkbahar doğanın yeniden doğduğu, umutların yeşerdiği bir mevsim. Yeni mezun çevre mühendisleri için de taze başlangıçlar demektir.
Ben özellikle toprağa dokunmalarını, doğayla birebir temas kurmalarını öneririm. Çünkü bu meslek sadece formüllerden ve yönetmeliklerden ibaret değildir; doğayı gerçekten tanımak, hissetmek gerekir.

Toprak sabırlıdır, dönüşür. Tıpkı çömlek gibi... Yoğruldukça şekil alır. Siz de mesleki yolculuğunuzda zamanla kendi şeklinizi bulacaksınız. O yüzden sabırlı olun ama üretmekten, katkı sunmaktan asla vazgeçmeyin.
Ayrıca çevre sağlığı, insan sağlığının temelidir. Bu anlayışla hareket ettiğinizde yaptığınız her iş çok daha anlamlı hale gelecektir.


Fatma Yılmaz:
Süleyman Bey bu değerli katkılarınız için çok teşekkür ederiz. Söyleşiyi bitirirken son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Süleyman Çetin:
Ben teşekkür ederim bu güzel davetiniz için. İklim değişikliği gibi büyük ve ortak bir meselede konuşmak, düşünmek, birlikte çözüm üretmek gerçekten çok kıymetli.

Son olarak şunu söylemek isterim:
Doğayı korumak bir tercih değil, bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluğu hep birlikte taşıyabiliriz. Bilgiyle, şefkatle ve cesaretle yürüdüğümüz sürece umudumuz her zaman var olacaktır.

Su Haritası Alarm Veriyor: Yeraltı Suyu Tükeniyor


YERALTI SULARI TÜKENİYOR: GELECEĞİN SESSİZ KRİZİNE HAZIR MIYIZ?

Sevgili dostlar,

Bir bardak suya ulaşmanın ne kadar kolay olduğunu düşünebiliriz. Ancak dünyada milyarlarca insan için bu sıradan bir eylem değil, aksine bir hayatta kalma mücadelesi. Su, dünyanın her köşesinde eşit dağıtılmış bir kaynak değil. Ve ne yazık ki, artık sadece yüzey sularından değil, yeraltı sularından da umudumuz azalıyor.

Yeraltı Suyu Nerelerde Bitiyor?

Dünya Kaynak Enstitüsü’nün 2019 verileriyle hazırladığı analiz, pek çok ülkenin yeraltı suyu kıtlığı yaşadığını açıkça ortaya koyuyor. Katar, İsrail, Lübnan ve İran başta olmak üzere birçok bölgede yeraltı suyu çekimleri, yenilenebilir kaynakların ötesine geçmiş durumda. Kısacası, insanlar doğanın sunduğu kadar suyu değil, daha fazlasını çekiyor. Bu ise hem toprak altındaki dengenin bozulmasına hem de su krizlerinin kalıcı hale gelmesine neden oluyor.

Küresel Düzeyde Korkutan Eğilim

Artan sanayi üretimi, kontrolsüz tarım sulamaları, çarpık kentleşme ve nüfus yoğunluğu yeraltı suyu üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde su kaynaklarının kötü yönetimi bu sorunu daha da derinleştiriyor. National Geographic, ESRI ve Utrecht Üniversitesi tarafından hazırlanan Dünya Su Haritası bu gerçeği yüzümüze vuruyor: 40 yıllık veri analizine göre dünya genelinde 22 sıcak nokta, su talebinin yenilenebilir su arzını aştığı bölgeler olarak belirlenmiş durumda.

Kaliforniya'dan Nil Nehri’ne, Türkiye’den Afrika’ya: Dünyada ve Ülkemizde Durum Ne?

Dünya Su Haritası’na göre birçok kritik bölge ciddi yeraltı suyu kıtlığı ile karşı karşıya. Meksika'dan Mısır'a, Pakistan'dan Endonezya'ya dek pek çok ülkede tarımın ve şehirleşmenin yoğun olduğu alanlar su kriziyle mücadele ediyor. Fakat Türkiye'nin durumu da hiç iç açıcı değil. Haritada Türkiye, yeraltı suyu kıtlığı açısından “yüksek” risk kategorisinde yer alıyor. Özellikle Konya Ovası, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerimizde yeraltı suları hızla azalıyor.

Türkiye'de tarımsal sulamanın önemli bölümü hâlâ yeraltı sularından sağlanıyor ve çoğunlukla geleneksel sulama yöntemleriyle gerçekleştiriliyor. Bu durum, yenilenebilir kaynaklardan daha fazla su çekmemize yol açıyor. Aynı zamanda artan nüfus, şehirleşme ve iklim değişikliğinin etkileriyle beraber Türkiye'deki yeraltı suyu rezervleri her geçen gün biraz daha azalıyor. Gelecekte ülkemizde su krizi yaşamamak adına, acilen yeraltı su kaynaklarımızı daha bilinçli yönetmeli ve sürdürülebilir yöntemlere geçiş yapmalıyız.

Su Kıtlığı Savaşları Mı Getirecek?

Uzmanlar suyun önümüzdeki yıllarda çatışma nedenlerinden biri olabileceğini söylüyor. Çünkü su, sadece tarımsal üretimin değil, sağlığın, eğitimin ve kalkınmanın temel yapı taşı. Suya ulaşamayan topluluklar göç etmek zorunda kalıyor, şehirler plansız büyüyor ve sosyal dengeler sarsılıyor.

Yeraltı Suyunu Nasıl Koruruz?

• Sulama sistemlerinde damla ve basınçlı sistemler tercih edilmeli
• Yeraltı suyu çekimi kontrol altında tutulmalı ve bölgesel planlamalar yapılmalı
• Şehirlerde yağmur suyu hasadı teşvik edilmeli
• Tarımsal üretimde iklim dostu yöntemler benimsenmeli
• Toplumlarda su okuryazarlığı artırılmalı

Sonuç: Suyu Yönetmeden Geleceği Yönetemeyiz

Sevgili dostlar, yeraltı suyunun çekilmesi sadece bir çevre sorunu değildir; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve politik bir risktir. Tüm göstergeler, biz yönetemezsek doğanın artık kendini savunamayacağını söylüyor. Suyun değerini musluklar kuruyunca değil, kaynaklar tükenmeden önce anlamalıyız. Çünkü yeraltı suları, gözümüzün görmediği ama hayatımızı taşıyan en büyük hazine olabilir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yaşadığınız bölgede yeraltı su kaynakları hakkında bilgi sahibi misiniz? Farkındalığımızı birlikte artırmak dileğiyle.

Sevgiyle kalın,

Süleyman ÇETİN
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı




Gizli Su Kullanımı: Sanal Su Nedir?

Sevgili Dostlar,

Günlük hayatta su tüketimini düşündüğümüzde aklımıza ilk gelen şey, içme suyu ya da duşta, çamaşır yıkarken veya yemek yaparken kullandığımız sudur. Ancak aslında farkında olmadan çok daha fazla su tüketiyoruz. İşte burada devreye sanal su kavramı giriyor.

Sanal su nedir?

Sanal su, herhangi bir ürünün üretilmesi için kullanılan ancak gözle doğrudan göremediğimiz sudur. Yani, bir bardak çayı içerken sadece içindeki suyu değil, o çayın yetişmesi, işlenmesi ve soframıza gelmesi için harcanan suyu da tüketiyoruz. Aynı şekilde, bir hamburger yemek, bir tişört satın almak ya da bir çift ayakkabı almak bile binlerce litre suyun dolaylı olarak harcanmasına neden oluyor.

Bir hamburger kaç litre su?

Belki şaşıracaksınız ama bir hamburgerin üretimi için yaklaşık 2400 litre su harcanıyor! Evet, yanlış okumadınız. İçindeki ekmek, et, marul, domates ve diğer bileşenlerin her biri yetiştirilirken, işlenirken ve taşınırken ciddi miktarda su tüketiliyor. Bir tişört için ortalama 2700 litre, bir çift deri ayakkabı için ise 8000 litre su harcanıyor.

Neden Önemli?

Dünya genelinde su kaynakları giderek azalıyor ve su kıtlığı, gelecekte insanlığın karşılaşacağı en büyük krizlerden biri olarak görülüyor. Özellikle iklim değişikliği ve artan nüfus, su kullanımını daha kritik hale getiriyor. Türkiye gibi su stresi yaşayan ülkelerde sanal suyu doğru yönetmek, gelecekte su krizlerini önlemenin anahtarı olabilir.


Bir ülkenin sanal su dengesi, ithal ve ihraç ettiği ürünlerle doğrudan ilgilidir. Türkiye, su yoğun tarım ürünleri ihraç ettiğinde aslında kendi su kaynaklarını da ihraç etmiş oluyor. Örneğin, bir kilogram pamuk üretimi için 10 bin litre su kullanılıyor. Eğer bu pamuğu ihraç ediyorsak, suyumuzu da ihraç etmiş oluyoruz.


Bireysel Olarak Ne Yapabiliriz?

Sanal su tüketimini azaltmak için birkaç basit ama etkili adım atabiliriz:


  • Daha bilinçli tüketim: İhtiyacımız olmayan giysileri almaktan kaçınarak su tüketimini azaltabiliriz.
  • Yerel ve mevsiminde beslenmek: Mevsiminde üretilen yerel gıdalar, daha az su tüketimi gerektirir.
  • Daha az et tüketmek: Kırmızı et, sanal su tüketiminin en yüksek olduğu besinlerden biridir.
  • Geri dönüşümü desteklemek: Geri dönüştürülen malzemeler, yeni üretime göre çok daha az su harcar.

Sevgili dostlar, su tüketimi sadece elimizdeki musluğu kapatmakla sınırlı değil. Tükettiğimiz her ürünün arkasındaki gizli su tüketimini de farkında olmamız gerekiyor. Su, en kıymetli doğal kaynağımız ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için onu bilinçli kullanmak zorundayız. Unutmayalım, her tercihimiz su tüketimini doğrudan etkiliyor.


Sevgiyle kalın,

Yazar, Çizer, Kalemi Keskin

Çevre Yüksek Mühendisi Süleyman Çetin



8. Kıta Keşfedildi!

Sevgili dostlar,

Günlük hayatımızın içinde sıkça duyduğumuz “atık” ve “çöp” kelimeleri kulağa benziyor gelse de, aralarında önemli farklar bulunuyor. Peki, atık nedir? Atık, esasen artık kullanılmayan, işlevini yitirmiş, fakat doğru yöntemlerle geri kazanılabilen, dönüştürülebilen ya da yeniden değerlendirilebilen malzemelerdir. Örneğin; kağıt, plastik, cam ve metal gibi materyaller, atık haline geldiklerinde geri dönüşüm sürecine sokulabiliyor ve yeni ürünlere dönüştürülebiliyor.

 Atık Nedir? Atık ve Çöp Aynı Şey mi?

Öte yandan, “çöp” kelimesi genellikle evlerimizden, sokaklarımızdan gördüğümüz, atılması gereken, doğrudan imha edilmesi düşünülen, artık değerlendirilemeyecek kalıntıları ifade eder. Yani, her çöp atıktan ayrı düşünülemez; çöp, atıkların içindeki, kullanılamaz hale gelmiş kısmı anlatmak için kullandığımız bir terimdir. Ancak burada dikkat etmemiz gereken nokta; aslında her atık çöp değildir. Doğru yönetildiğinde, ayrıştırılan atıklar, çöp haline gelmeden önce geri dönüşüm ve yeniden kullanım imkanları sunar.


Bu ayrım, sadece dilsel bir farktan ibaret değil; aynı zamanda çevre bilinciyle yaklaşıp, kaynaklarımızı nasıl daha verimli kullanabileceğimizi gösteren önemli bir çağrıdır. Geri dönüşüm sistemlerini ve atık ayrıştırma yöntemlerini hayata geçirirsek, çöp miktarını azaltarak çevremizi koruma yolunda büyük adımlar atmış oluruz. Unutmayalım ki, atıklarımızı doğru şekilde değerlendirmek, hem doğamıza hem de geleceğimize yapacağımız en büyük yatırımdır.


8. Kıta: Okyanuslarımızdaki Sessiz Tehdit

Sevgili dostlar, maalesef atık sorunu sadece şehirlerimizde bitmiyor. Bilim insanlarının zaman zaman “8. kıta” olarak adlandırdığı devasa plastik yığını, modern tüketimin ve yetersiz atık yönetiminin okyanuslarımızdaki simgesi haline geldi. Bu 8. kıta, okyanuslarda biriken kontrolsüz plastik atıkların oluşturduğu geniş alanı ifade ediyor. Sadece çevre kirliliğine değil, deniz yaşamının ve biyolojik çeşitliliğin de ciddi tehdit altında olduğunu gösteriyor. İşte bu yüzden, atıklarımızı doğru şekilde yönetmek, geri dönüşüme kazandırmak ve bu sorunu kökten çözmek hepimizin ortak sorumluluğu olmalı.


Sevgiyle kalın,

Süleyman Çetin
Yazar - Çizer - Gezer
Çevre Yüksek Mühendisi






Psikolojide Çevre ve İklim Değişikliği Çalışmaları Sempozyumu

Sempozyum Çağrı Metni Şöyle:

Psikolojinin farklı alt disiplinlerinin sunduğu geniş perspektiften hareketle, çevre ve iklim değişikliği alanında çalışmalar yürüten akademisyenler, lisansüstü öğrenciler ve uygulayıcıları bir araya getirerek söz konusu çalışma alanındaki araştırmaların tartışılması, çoğaltılması ve yaygınlaştırılmasını amaçlayan Psikolojide Çevre ve İklim Değişikliği Çalışmaları Sempozyumu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Psikoloji Bölümü bünyesinde bulunan Çevre Psikolojisi Araştırma Grubu (ENVIPSY) ev sahipliğinde 26-27 Kasım 2022 tarihinde çevrim içi olarak gerçekleştirilecektir.  

Ağırlıklı olarak çevre davranışı, iklim değişikliği, insan ve insan dışı doğa arasındaki karşılıklı ilişkileri odağına alan sempozyumda tartışılması amaçlanan başlıklar aşağıda sıralanmıştır. Bununla birlikte sempozyum temasıyla ilişkili olmak üzere farklı konulardaki çalışmalarla da başvuru yapılabilir. / Sempozyuma katılabilir.


  • Çevrecilik/Çevre Yanlısı Tutum ve Davranışlar  
  • Çevresel Adalet/İklim Adaleti 
  • Çevreye Zarar Veren Davranışlar
  • İklim Değişikliğine İlişkin Tutum ve İdeolojiler 
  • Eko-Anksiyete/İklim Değişikliği Anksiyetesi 
  • İnsan ve İnsan Dışı Doğa Arasındaki Etkileşim 
  • Doğal ve Kentsel Yeşil Alanların Yoksunluğu
  • İnsan Gelişimi ve Doğa 
  • Doğanın Onarıcı Etkileri 
  • Çevre Davranışının Ahlaki Temelleri 
  • Ekolojik İkilemler  
  • Psikolojik Açıdan Türcülük 
  • Metodoloji Tartışmaları 
  •  


Sadece Karbon Emisyonuna Odaklanmak (Karbon Tüneli Vizyonu)

"Carbon tunnel vision", yani Türkçe düşünecek olursak "Sadece Karbona Odaklanmak" Nedir? Ne demektir bunu bu yazımızda ele alacağız.



Son BM iklim değişikliği zirvesi yani COP26, Glasgow'da devam ederken, dünya liderlerinin ve kilit paydaşların çoğunluğu arasında, küresel ısınmayı 1.5 derecede tutma hedefi için çok daha fazlasının yapılması gerektiği konusunda fikir birliği olmuştu. Ancak zirvede bir çok mesele uzun uzadıya konuşulmasına rağmen yeterli derecede eyleme geçilemediği görülüyor.

Küresel iklim krizine çözüm için, hibeler ve işbirliği ile desteklenen devletlerin, verdikleri taahhütler ile birlikte küresel olarak eyleme geçmesi gerekmektedir. Tek başına çalışmalar yapan ülkeler veya kuruluşlar ile bu iklim hedeflerine ulaşılamaz. Özellikle Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından SKA 13 - İklim Eylemi ile iklim konularını sürdürülebilirlik gündeminden ayıramayız.

İklim Krizinin Etkilerini Anlamak için Perspektifi Geniş Tutmalıyız

Sadece karbon emisyonlarına odaklanmak, diğer sürdürülebilir kalkınma amaçlarını göz ardı edip yalnızca net sıfır karbon emisyonu için çaba sarf etmektir. Karbon tüneli vizyonu, olarak adlandırılan bu bakış açısının sıkıntılı olduğunu Maastricht Sürdürülebilirlik Enstitüsü'nden Jan Konietzko yaptığı tasarım ile güzel özetlemiştir.

Sosyal medyada 'karbon tüneli vizyonu' sloganı sürekli dile getiriliyor. Akıllıca bir kelime oyunu yapılarak aslında memnuniyetsizlik dile getirilmiş ve iklim zirvelerindeki karar vericilerin neye odaklandığını çok özet şekilde anlatan bir çalışma hazırlanmış. Yani son derece yerinde bir gözlem. Net sıfır emisyona ulaşırsak, ancak insan haklarını göz ardı edersek veya biyoçeşitliliği koruyamazsak, bu insanların ve gezegenin refahı için ne anlama gelir ki?

İklim krizinde çevresel etkiyi yalnızca karbon "nötr" ile değerlendirmek yanıltıcıdır.

Bu terimleri öğrenmek iklim değişikliği savunucuları, aktivistleri, iklim değişikliği uzmanları, iklim öncüleri ve iklim gönüllüleri için son derece önemlidir. Bazen çevirilerde bu gibi terimler tam anlaşılamamaktadır. İklim Politikalarını daha iyi anlamak için iklim okulu'nun sosyal medya hesaplarını takip etmenizi öneririz.

Devlet ve Özel Sektör Arasındaki İşbirliği Güçlenmeli

İklim değişikliği, tek bir konuda mücadele ile olacak bir kriz değil, iklim politikalarına bütüncül bakılması gerekmektedir. Doğa tahribatını ve iklim değişikliğini düşündüğümüzde daha büyük resme odaklanmamız lazım.

Devletler arasındaki iklim değişikliği koordinasyonunun yanı sıra, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının (SKA'ların) ve Paris Anlaşması'nın gerçekleştirilmesinde ve uygulanmasında özel sektörü, önemli bir ortak olarak kabul etmeli ve karbon emisyonunun dışında diğer hedeflere ulaşmak için daha fazla dahil etmeliyiz.